Her Bir Bireyin İnsan Onur ve Haysiyetine Yakışır Şekilde Çalışma Hakkı Vardır

TİHEK ve ILO Türkiye işbirliğinde TBB Litai Konukevi’nde düzenlenen konferansa Mobbingder olarak biz de katıldık. Konferansda Genel Başkan İlhan İŞMAN ve Engelliler Koordinatörümüz Ayşe SARI yer aldı.

Konferansta konuşan TİHEK Başkanı Süleyman Arslan, TİHEK olarak gerek kanundan doğan görev ve yetkilerinin, gerekse sorunun değil çözümün parçası olma anlayışı çerçevesinde çalışma yaşamında ayrımcılıkla mücadeleyi ve bu amaçla atılan ortak adımları çok önemsediklerini kaydetti. Arslan, “Her bir bireyin insan onur ve haysiyetine yakışır şekilde çalışma hakkını kullanmasını insanlığın bir gereği olarak görüyoruz” diye konuştu.

Kurumlarının ayrımcılık yasağına aykırılık hallerinde resen veya şikâyet üzerine incelemeler yaptığını hatırlatan Arslan, şunları söyledi:
“İncelemelerimizde ihlal iddiasına ilişkin bilgi ve belgelerin elde edilmesinin yanı sıra gerekli görülen durumlarda yetkililerimizce yerinde incelemeler yapılmakta ve tanıklar dinlenmektedir. İhlalin tespiti halinde ise muhataplara para cezası uygulanabilmektedir. Ayrımcılıkla mücadelede kamu kurumlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve tüm sosyal tarafların sosyal diyaloğa dayalı çözüm mekanizmaları geliştirmesi önem taşımaktadır. Bilhassa çalışma yaşamında karşılıklı güveni ve çalışma barışını sağlamak için etkili çözümler üzerinde uzlaşarak birlikte hareket etmemiz gerekmektedir. Kurumumuz çalışma hayatının yanı sıra sosyal yaşamın hemen her alanında ve her safhasında ayrımcı uygulamalara son vermek amacıyla faaliyetlerini sosyal diyalog ve işbirliği içerisinde sürdürmeye özen göstermektedir.”

Süleyman Arslan, BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde de vurgulandığı gibi insan onurunun bir gereği olarak; her şahsın çalışmaya, işini serbestçe seçmeye, adil ve elverişli çalışma şartlarına ve işsizlikten korunmaya hakkı olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:

“Her şahsın, cemiyetin bir üyesi olmak itibariyle, sosyal güvenliğe hakkı vardır; haysiyeti için ve şahsiyetinin serbestçe gelişmesi için zaruri olan ekonomik, sosyal ve kültürel hakların milli gayret ve milletlerarası işbirliği yoluyla ve her devletin teşkilatı ve kaynaklarıyla mütenasip olarak gerçekleştirilmesine hakkı vardır. Çalışan her kimsenin kendisine ve ailesine insanlık haysiyetine uygun bir yaşayış sağlayan ve gerekirse her türlü sosyal koruma vasıtalarıyla da tamamlanan adil ve elverişli bir ücrete hakkı vardır. Her şahsın, gerek kendisi gerekse ailesi için, yiyecek, giyim, mesken, tıbbi bakım, gerekli sosyal hizmetler dahil olmak üzere sağlığı ve refahını temin edecek uygun bir hayat seviyesine ve işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, ihtiyarlık veya geçim imkânlarından iradesi dışında mahrum bırakacak diğer hallerde güvenliğe hakkı vardır. Ana ve çocukların özel ihtimam ve yardım görmek hakkı vardır.”

Bu bağlamda, işe alımlarda öncelikle evinde çalışanı olmayan ailelere öncelik verilmesi kanaatinde olduğunun altını çizen Süleyman Arslan, “Zira, zaman zaman haberlere konu olduğu üzere ailesini geçindirecek bir işi olmadığı için maalesef intihar olaylarına bile rastlamaktayız. Bu duruma asla fırsat verilmemelidir. Bu durumun önüne geçmek hepimizin üzerinde insani bir sorumluluktur” diye konuştu.

İş yaşamında ayrımcılık ele alınırken gece gündüz demeden aileleri için fedakarca çalışan ev hanımlarına yapılan ayrımcılığın ne yazık ki göz ardı edildiğini de kaydeden Arslan, şunları söyledi:
Çalışma yaşamında ayrımcılıkla mücadele denildiğinde aklımıza öncelikle işyerleri ve iş hayatı gelmektedir. Ancak çalışma yaşamının en önemli bileşenlerinden bir tanesini de aileler oluşturmaktadır. Ev içinde sarfedilen emek son derece önemli ve kutsaldır. Özellikle kadınlarımızın hanedeki emeğinin görünür olması ve sosyal güvence kapsamında olması çalışma yaşamında ayrımcılıkla mücadelenin başlangıç noktasını oluşturmalıdır. Hayatın her alanında ayrımcılıkla mücadelenin öncelikle haneden ve aileden başladığını söylemek yerinde olacaktır. Ev hanımlarının topluma büyük katkı sağlamaları ve üretken olmalarına rağmen sosyal güvencelerinin olmaması veya statü olarak düşük görülmesi son derece yanlış, ayrımcı bir yaklaşımdır. Evdeki engelli ve yaşlıların bakımı, bebek ve çocukların bakımı, ev hizmeti, alışveriş ve çocukların eğitim hayatını takipleri ölçülemeyen büyük toplumsal değerlerdir. Ev hanımları bu yönüyle takdir gördükleri, sosyal güvenceleri arttırıldığı zaman çok daha verimli ve huzurlu bir aile ve sosyal hayat mümkün olabilir. Ev hanımlığı dünyanın en ağır mesleklerinden biridir. Gün boyu evde koşturma içinde olan kadının emeğinin gözardı edilmesi, sosyal haklardan mahrum bırakılması, yeterince yararlanamaması kabul edilemez. İş hayatında gündeme getirdiğimiz mobingin evde aile fertleri arasında da yaşanmasına fırsat verilmemelidir. Gün boyu evin yükünü çeken ev hanımlarına, iş hayatındaki stresle evinin refahına katkıda bulunan kadın ve erkeklere sadece sevgi, saygı ve takdirle yaklaşılmalıdır. Bu konudaki en büyük sorumluluğun da aile fertlerine düştüğü unutulmamalıdır.”
Süleyman Arslan, aileden başlayarak eşitliği, birliği, beraberliği ve kardeşliği korumanın herkesin vazifesi olduğunu belirterek, bu inançla 29-30 Nisan 2019 tarihinde Ankara’da “İnsan Hakları Bağlamında Ailenin Korunması Hakkı” başlıklı uluslararası bir sempozyum gerçekleştireceklerini de bildirdi.