ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI

“Anayasa Mahkemesi kararları; temel hak ve özgürlüklerin korunması, bireysel başvuru süreçleri, adil yargılanma hakkı, ifade özgürlüğü, çalışma yaşamı ve hak ihlallerine ilişkin içtihatların değerlendirilmesi amacıyla derlenmektedir.”

Başvuru Numarası: 2013/5680

Karar Tarihi: 15/4/2014

BAŞVURUNUN KONUSU
Başvurucu, öğretmen olarak görev yaptığı okul idaresi tarafından sistematik olarak aşağılayıcı muamelelere, eylemlere ve idari soruşturmalara maruz bırakılmak suretiyle kendisine mobbing uygulanması, belirtilen eylemler nedeniyle yaptığı suç duyurusu üzerine şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi ve yapılan soruşturmanın adil olmaması nedeniyle, Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlanan maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalin tespitiyle yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

BAŞVURU SÜRECİ
Başvuru, 25/7/2013 tarihinde İstanbul Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.
Birinci Bölümün İkinci Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

OLAY VE OLGULAR
Olaylar
Başvuru formu ve eklerinde belirtildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
Başvurucu öğretmen olarak görev yapmaktadır.

Başvurucu tarafından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına verilen dilekçe ile görev yaptığı okulun yönetim kadrosunda yer alan kişilerce, haksız isnat ve iddialarla hakkında disiplin soruşturmaları açtıkları, belirtilen soruşturmalardaki yanlı tutumları ile kendisini sürekli küçük düşürdükleri ve mobbing uygulamak suretiyle manevi olarak ağır acı ve ızdırap çekmesine neden oldukları belirtilerek suç duyurusunda bulunulmuştur.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 28/3/2013 tarih ve S.2013/19408 sayılı kararı ile, idareci ve denetmen olarak görev yapan şüphelilerin başvurucu hakkındaki iddiaların soruşturulması amacıyla görevleri gereği disiplin soruşturması yaptıkları, bu eylemlerinin görevi kötüye kullanma olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı, başvurucunun hakkında açılan disiplin soruşturmasına karşı yasal yollara başvurmasının mümkün olduğu ve suçun unsurlarının oluşmadığı belirtilerek, şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.

Başvurucu tarafından belirtilen karara karşı yapılan itiraz, Bakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 27/5/2013 tarih ve 2013/348 Değişik İş sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Ret kararı 9/7/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

Başvurucu tarafından hakkında haksız disiplin soruşturmaları açıldığı ve bu soruşturmalar sırasında taraflı bir tutum sergilendiği iddia edilmiş olmakla beraber, belirtilen hususa ilişkin herhangi bir belge sunulmadığı anlaşılmaktadır.

İlgili Hukuk
4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 172. ve 173. maddeleri.

İNCELEME VE GEREKÇE
Mahkemenin 15/4/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 25/7/2013 tarih ve 2013/5680 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

Başvurucunun İddiaları
Başvurucu, öğretmen olarak görev yaptığını, görev yaptığı okulun yönetim kadrosunda yer alan şahıslarca sürekli iletişimine, sağlığına, sosyal ilişkilerine, sosyal konumuna, mesleki ve özel yaşamına yönelik saldırılara maruz kaldığını, hakkında asılsız iddialara istinaden disiplin soruşturmaları açılarak, bu soruşturmalar kapsamında gerçeğe aykırı bilgiler verilerek yanlı bir tutum sergilendiğini ve böylece kendisinin iletişimi sorunlu biri olarak gösterilerek, iletişimden dışlanmaya ve idarecilerle yaptığı görüşmelerde hakaretlere maruz kaldığını, bu şekilde yürütülen sistemli eylem ve işlemlerle mobbinge maruz bırakıldığını, bu hususun İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalının 19/11/2012 tarihli raporunda yer verilen, başvurucuda belirlenen travma sonrası stres bozukluğu ve anksieteli major depresyon klinik tanılarının başvurucunun aktarmış olduğu işyerinde yaşadığı psikolojik taciz ve yıldırma davranışları öyküsü ile uyumlu olduğu yönündeki tespitlerle de doğrulandığını, belirtilen eylemler nedeniyle yaptığı suç duyurusu üzerine şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini, karara karşı yaptığı itirazın da reddedildiğini, belirtilen kararların gerekçesiz olduğunu ve bu kapsamda yapılan soruşturmanın adil olmadığını beyan ederek, Anayasa’nın 17. ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

Değerlendirme

Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası Yönünden
Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının S.2013/19408 sayılı dosyası kapsamında yaptığı şikâyet sonucunda eksik incelemeye ve hatalı değerlendirmeye dayalı olarak şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini ve belirtilen karar ile itiraz üzerine verilen Mahkeme kararının gerekçesiz olduğunu belirterek, Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

30/11/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un, “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

Anılan Anayasa ve Kanun hükmüne göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. ….”

Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 38).

Sözleşme’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların” ve bir “suç isnadının” esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğu belirtilerek hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Bu ifadeden, hak arama hürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek için, başvurucunun ya medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafı olması ya da başvurucuya yönelik bir suç isnadı hakkında karar verilmiş olması gerektiği anlaşılmaktadır (B. No. 2012/917, 16/4/2013, § 21).

Bir ceza davasında üçüncü kişilerin suçlanması veya cezalandırılmasını talep eden mağdur, suçtan zarar gören, şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz kişiler, adil yargılanma hakkının koruma alanı dışında kalmaktadır. Bu kuralın istisnaları, ceza davasında medenî hak talebine imkân veren bir sistemin benimsenmiş veya ceza davası sonucunda verilen kararın hukuk davası açısından etkili ya da bağlayıcı olması hâlleridir (B. No. 2013/1845, 7/11/2013, § 37; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Perez/Fransa, B. No. 47287/99, 12/2/2004, § 70).

Hukuk sistemimiz açısından, 5271 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi ile ceza muhakemesinde şahsi hak iddiasında bulunma imkânı ortadan kalkmış olup, başvurucunun ceza muhakemesi sürecinde medeni haklarını ileri sürme imkânı bulunmamaktadır. Ayrıca somut olayda başvurucunun isteğinin üçüncü kişilerin cezalandırılmasıyla, verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkilerinin de ceza muhakemesi süreci ile sınırlı olduğu ve başvurucunun iddiaları göz önünde bulundurulduğunda hukuk yargılaması açısından bağlayıcı bir etkisi bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 36. maddesine dayanan ihlal iddiasının konusunun, Anayasa’da güvence altına alınmış ve Sözleşme kapsamında yer alan temel hak ve özgürlüklerin koruma alanı dışında kaldığı anlaşılmakla, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

  1. Anayasa’nın 17. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Yönünden

Başvurucu, öğretmen olarak görev yaptığı okul idaresi görevlilerince, sistematik olarak aşağılayıcı muamelelere, eylemlere ve idari soruşturmalara maruz bırakılmak suretiyle kendisine mobbing uygulandığını belirterek, Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlanan hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

Sözleşme’nin “İşkence yasağı” kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:

“Hiç kimseye işkence veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya ceza uygulanamaz.”

Sözleşme’nin “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”

Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmekte olup, bu düzenlemede yer verilen maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel yaşama saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel bütünlük hakkı ile, bireyin kendisini gerçekleştirme ve kendisine ilişkin kararlar alabilme hakkına karşılık gelmektedir (B. No. 2013/2187, 19/12/2013, § 30).

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında ise kimseye “işkence”, “eziyet” yapılamayacağı ve kimsenin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele ve cezaya tabi tutulamayacağı düzenlenmiş olup, hüküm Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında güvence altına alınmış olan hukuksal çıkarları kapsamaktadır. Belirtilen düzenlemede yer alan ifadeler arasında bir yoğunluk farkı bulunmakta olup, kişinin maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne en ağır şekilde zarar veren muamelelerin “işkence”, bu seviyeye varmayan fakat yine de vücutta zarar ya da yoğun fiziksel veya ruhsal ızdırap veren insanlık dışı muamelelerin “eziyet”, küçük düşürücü ve alçaltıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele veya ceza olarak belirlenmesi mümkündür (B. No. 2012/969, 18/9/2013, § 22).

Ancak, bir eylemin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık düzeyine ulaşmış olması gerekir. Bu asgari eşiğin aşılıp aşılmadığının belirlenmesinde her somut olayın özellikleri dikkate alınarak bir değerlendirme yapılması esastır. Bu bağlamda, muamelenin süresi, fiziksel ve manevi etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem taşımaktadır (B. No. 2012/969, 18/9/2013, § 23). Somut olaydaki veriler ışığında, belirtilen ağırlık eşiğinin altında kalan muamele ve eylemlerin ise, diğer haklar kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.

AİHM içtihadında da, başvuru konusu iddiaların Sözleşme’nin 3. maddesinin güvence kapsamında yer alması için minimum bir ağırlığa varması gerektiği kabul edilmekte ve acımasız, insanlık dışı veya küçük düşürücü muamele veya cezanın ağır ve kasıt içeren şekli olarak kabul edilen işkencenin, şiddetli acı veya eziyet uygulanması, acının kasıtlı olarak uygulanması ve bilgi almak, cezalandırmak veya korkutmak gibi amaçlı bir muameleyi içermesi gerektiği benimsenmektedir. Önceden tasarlanarak saatlerce uygulanan, fiziksel yaralanmaya sebep olan, en azından ağır fiziki ve ruhsal acılar çektiren muameleler ise insanlık dışı  muamele olarak değerlendirilmektedir. Küçük düşürücü muamelenin ise, mağdurlarda korku ve aşağılık duygusu oluşturan, küçük düşürücü ve alçaltıcı nitelikte olan muameleleri ifade ettiği kabul etmekte ancak, söz konusu muamelenin amacının ilgili kişiyi küçük düşürmek veya alçaltmak olup olmadığı ve sonuçları itibarıyla mağdurun kişiliğini Sözleşme’nin 3. maddesi ile uyuşmayan bir olumsuzlukta etkileyip etkilemediği üzerinde durulmaktadır (Bkz. Costello-Roberts/Birleşik Krallık, B. No. 13134/87, 25/3/1993, § 30; Labita/İtalya, , B. No. 26772/95, 06/04/2000,§ 120, Hurtado/İsviçre, B. No. 17549/90,28/1/ 1994, § 67).
Yukarıda yer verilen tespitlerden de anlaşılacağı üzere, doğası gereği cezaların veya menfi hareket ve eylemler ile olumsuz hayat deneyimlerinin, kişinin fiziki ve ruhsal değerlerini etkilemesi ve kişide stres, üzüntü ve sair menfi tezahürlere yol açması ve bu etkileri açısından özellikle küçük düşürücü muamele kavramını çağrıştırması mümkün olmakla birlikte, belirtilen eylemlerin Sözleşme’nin 3. maddesi anlamında işkence, insanlık dışı veya küçük düşürücü muamele ve bu kavramların Anayasa’nın 17. maddesinde yer verilen muadilleri olan işkence, eziyet veya haysiyetle bağdaşmayan muamele veya ceza olarak nitelendirilebilmesi için, mağdurun sübjektif niteliklerinin yanı sıra muamelenin uygulanış şekli ve yöntemi ile özellikle meydana getirdiği fiziksel ve ruhsal etkiler açısından önemli bir ağırlığa ulaşmış olması gerekmektedir.

Belirtilen tespitler ışığında somut olay incelendiğinde, başvurucu tarafından esasen, görev yaptığı okulun yönetim kadrosunda yer alan kişilerce, haksız isnat ve iddialarla hakkında disiplin soruşturmaları açıldığı, belirtilen soruşturmalardaki yanlı tutum ve davranışlar nedeni ile küçük düşürülmek suretiyle manevi zarara uğratıldığı ve bu kapsamda Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiği iddiasıyla başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Başvurucu tarafından iddia edilen eylemlerin fiziksel ve manevi etkileri, süresi ve yoğunluk derecesi gibi unsurların değerlendirilmesi neticesinde; başvurucu hakkında açılan disiplin soruşturmasında haklarında şikayette bulunduğu müfettişlerce ifadesinin alınması, öğrenci bilgilerinin e-okul sistemine girilmesi hususunda okul idaresiyle anlaşmazlık yaşanması, sınav notlarının eksik düzenlenmesi nedeniyle uyarılması, bir öğrenci velisiyle ilgili sorunu okul idaresine aktarmasına rağmen çözüm bulunmaması, okulda takip edilen kaynakların temini ile ilgili toplantıda okul müdürü tarafından yüksek sesle uyarılması ve sorunlu olduğunu tespit ettiği öğrencinin sınıf değişikliğine ilişkin talebinin okul idaresince karşılanmaması şeklindeki eylem ve davranışların münferit hadiselerden ibaret olduğu anlaşılmaktadır. Belirtilen eylemlerin kişilik haklarını ihlal ederek, başvurucu üzerinde fiziki ve ruhsal etkilerinin olması mümkün olmakla birlikte, özellikle kamu görevlisi olan başvurucu hakkında bir disiplin soruşturması yürütülmesinin ve görev yerinin değiştirilmesinin, muamelenin uygulanış şekli ve yöntemi ile özellikle meydana getirdiği fiziksel ve ruhsal etkiler açısından, başvurucunun yaşı ve mesleki statüsü de nazara alındığında, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında değerlendirilmesi için gerekli olan asgari eşiği aştığı söylenemez.

Bu nedenle başvurucunun şikâyetinin, maddi ve manevi varlığın korunması hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası kapsamında değerlendirilmesi uygun görülmüştür.

Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“… Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir”

Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, bireysel başvuruda bulunulmadan önce, ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunu zorunlu kılar (B. No. 2012/1027, 20, 12/2/2013, §§ 19–20; B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 26).

Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen olağan başvuru yolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili başvuru yolları olarak anlaşılması gerekmektedir. Ayrıca,  başvuru yollarını tüketme kuralı ne mutlak ne şeklî olarak uygulanabilir bir kural olup, bu kurala riayetin denetlenmesinde münferit başvurunun koşullarının dikkate alınması esastır. Bu anlamda, yalnızca hukuk sisteminde bir takım başvuru yollarının varlığının değil, aynı zamanda bunların uygulama şartları ile başvurucunun kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması gerekmektedir. Bu nedenle başvurucunun, kendisinden başvuru yollarının tüketilmesi noktasında beklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediğinin başvurunun özellikleri dikkate alınarak incelenmesi gerekir (B. No. 2013/2355, 7/11/2013, § 28; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. İlhan /Türkiye, B. No. 22277/93, 27/7/2000, §§ 56–64).

Bireyin fiziksel ve zihinsel bütünlüğü, Anayasa’nın 17. maddesinde yer verilen “maddi ve manevi varlık” kapsamında yer almaktadır. Devlet, bireyin maddi ve manevi varlığının bir parçası olan fiziksel ve zihinsel bütünlüğe keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür. Ancak Devletin, bireylerin maddi ve manevi varlığına yönelik olarak yapılan müdahalelere karşı etkili mekanizmalar kurma çerçevesindeki pozitif yükümlülüğü, tüm müdahale türleri açısından mutlaka cezai soruşturma ve kovuşturma yapılmasını gerekli kılmaz. Belirtilen haksız müdahalelere karşı bireyin korunması hukuk muhakemesi yoluyla da mümkündür. Nitekim fiziksel ve zihinsel bütünlüğe yapılan müdahaleler için ülkemizde hem cezai hem de hukuki koruma öngörülmüştür. Ancak hukukumuz açısından, mobbing teşkil eden ve psikolojik taciz, şiddet ve yıldırma türünden davranış grubu olarak kabul edilen ve somut başvuruya konu eylemlere benzer eylemlerin içinde ceza hukuku anlamında suç teşkil eden fiillerin yer alması durumunda,  bu alandaki yaptırımlara tabi tutulma olanağı bulunmakla beraber, özel hukuk anlamında bu tür fillerin tazminat davasına konu edilebildiği görülmektedir. Yargı kararları nazara alındığında, belirtilen tazmin imkanının, kişinin kamu görevlisi veya özel hukuka tabi bir hizmet sözleşmesi çerçevesinde görev yapması nazara alınarak, hem idari yargı hem de adli yargı alanında yer alan yargısal makamlarca sağlandığı anlaşılmaktadır (Y.H.G.K. 25/9/2013 tarih ve E.2012/9-1925, K.2013/1407; Danıştay 8. Dairesi 16/4/2012 tarih ve E.2008/10606, K.2012/1736). Dolayısıyla bir bireyin, somut başvuruda belirtilen fiillere benzer eylemler vasıtasıyla fiziksel ve zihinsel bütünlüğüne müdahale edildiği iddiasıyla, hukuk davası yoluyla da bir giderim sağlaması mümkündür (B. No. 2013/1123, 2/10/2013, § 35).

Hukuka veya sözleşmeye aykırı bir fiil nedeniyle başkasına verilmiş olan zararın tazmin edilmesi yükümlülüğünü ifade eden hukuki sorumluluk, ceza hukuku alanında suç diye adlandırılan insan davranışına göre daha geniş bir hukuka aykırı davranış grubunukapsamaktadır. Bir eylemin suç teşkil edebilmesi için ilgili kanunda açıkça tanımlanması gerekirken haksız fiil için böyle bir sınırlamaya yer verilmemektedir. Ayrıca, ceza hukuku alanında taksire dayalı sorumluluğun istisnai nitelik taşımasına rağmen, kasten veya taksirle başkalarına verilen zararın hukuki sorumluluk kapsamında giderim imkânının daha fazla olduğu, ceza hukuku alanında objektif sorumluluğa yer verilmezken hukuki sorumluluk alanında objektif sorumluluk esasının da etkin şekilde uygulandığı ve hukuki sorumluluk alanında aynı maddi vakıalar çerçevesinde daha düşük bir ispat standardı kullanılarak kişisel sorumluluğun söz konusu olabildiği anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra, hukuk sistemimizde ceza muhakemesinde şahsi hak iddiasında bulunma imkânı ortadan kaldırılırken, hukuki sorumluluk alanındaki tazmin yükümlülüğünün asıl gayesinin zarar görenin zararının telafi edilmesi olduğu nazara alındığında, özellikle somut başvuruya konu ihlal iddiasına benzer uyuşmazlıklar açısından, hukuki tazmin yolunun daha yüksek başarı şansı sunabilecek, kullanılabilir ve etkili bir başvuru yolu olduğu anlaşılmaktadır.
Başvuruya konu olayda, başvurucu tarafından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına verilen dilekçe ile, görev yaptığı okulun yönetim kadrosunda yer alan kişilerce, haksız isnat ve iddialarla hakkında disiplin soruşturmaları açtıkları, belirtilen soruşturmalardaki yanlı tutumları ile kendisini sürekli küçük düşürdükleri ve mobbing uygulamak suretiyle manevi olarak ağır acı ve ızdırap çekmesine neden oldukları belirtilerek suç duyurusunda bulunulduğu, yürütülen soruşturma sonucunda şüphelilerin başvurucu hakkındaki iddiaların soruşturulması amacıyla görevleri gereği disiplin soruşturması yaptıkları, bu eylemlerinin görevi kötüye kullanma olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı, başvurucunun hakkında açılan disiplin soruşturmasına karşı yasal yollara başvurmasının mümkün olduğu ve suçun unsurlarının oluşmadığı belirtilerek, şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, ancak başvurucu tarafından somut başvuru açısından daha etkili bir giderim yolu olan hukuk davası açma yoluna gidilmediği anlaşılmaktadır.

Yukarıda yer verilen tespitler çerçevesinde, fiziksel ve zihinsel bütünlüğe yapılan müdahaleler ile ilgili olarak, başvurucu tarafından yalnızca ceza muhakemesi yoluna başvurulmuş olduğu nazara alındığında, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için tüm başvuru yollarının tüketilmesi koşulunun yerine getirildiği söylenemez.

Açıklanan nedenlerle, somut başvuru açısından daha etkili bir giderim yolu olan hukuk davası açma imkânı kullanılmaksızın bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşıldığından, başvurununbu kısmının “başvuru yollarının tüketilmemesi” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

Başvurucunun,

  1. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının “konu bakımından yetkisizlik”,
  2. Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğine yönelik iddiasının “başvuru yollarının tüketilmemesi”,

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

15/4/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başvurucu, veteriner hekim olarak atandığı kurumda, müdürü tarafından, kurum içinde huzurun sağlanmasında daha dikkatli davranması konusunda yazılı olarak uyarılmış, ardından da görevin iş birliği içerisinde yapılması ilkesine aykırı davrandığı, kurumun huzur ve sükûnunu bozduğu, amirlerine saygılı davranmadığı gerekçeleriyle kınama cezası ile cezalandırılmıştır. Karara karşı başvurucunun açtığı iptal davası İdare Mahkemesince reddedilmiştir.

Görev yerinin değiştirilmesine ilişkin işlemler gerçekleştirilen başvurucu kurum bünyesinde farklı birimlerde görevlendirilmiştir. Tedavisini öne sürerek kurumda bulunmadığı gerekçesiyle savunması istenen başvurucunun sunduğu reçete idarece yeterli görülmemiş ve hakkında Kurum Müdürü tarafından disiplin cezaları verilmiştir.

Kurum Müdürünün Bakanlığa bir yazı göndererek, başvurucunun bakanlığın diğer birimlerinde görevlendirilmesini talep etmesi üzerine, başvurucu İl Müdürlüğünde çalıştırılmak üzere Valilik emrine naklen atanmıştır. Kararın iptaline ilişkin açılan dava İdare Mahkemesince reddedilmiş, yapılan itiraz da Bölge İdare Mahkemesince
kabul edilmemiştir.

Başvurucu yaşanan olaylar sürecinde Kurum Müdürlüğüne, Başbakanlık İletişim Merkezine (BİMER) ve Bakanlığa sunduğu dilekçelerle Kurum Müdürü tarafından uygun olmayan koşullarda çalışmaya zorlandığını, hakarete uğradığını ve kendisine psikolojik taciz uygulandığını ileri sürmüştür.

Başvurucunun Kurum Müdürü hakkındaki soruşturma talebi üzerine Valilikçe hazırlanan raporda, başvurucuya psikolojik taciz uygulandığı belirtilmiş ve Kurum Müdürü hakkında soruşturma izni verilmiştir.
Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Kurum Müdürü hakkında görevi kötüye kullanma ve tehdit suçlamalarıyla iddianame düzenlenmiş, Asliye Ceza Mahkemesi beraat kararı vermiştir. Başvurucunun açtığı tam yargı davası ve bu dava sonucu verilen ret kararına itirazları da derece mahkemelerince reddedilmiştir.

İddialar
Başvurucu, çalıştığı kurumdan haksız yere tayin edildiğini, sistemli ve sürekli biçimde psikolojik tacize maruz bırakıldığını, etkili bir giderim ve koruma imkânından yararlandırılmadığını belirterek kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi
Çalışanların yaşamlarına etkisi bakımından çekilmez bir ağırlık ve yoğunluk derecesine ulaşarak onların manevi bütünlüklerini tehdit eden ve psikolojik taciz olarak nitelendirilen eylem, işlem ya da ihmaller konusunda Anayasa’nın 17. maddesi uyarınca devletin üstlenmesi gereken pozitif yükümlülükler bulunmaktadır.

Somut olayda, başvurucunun hakkında sık sık soruşturma açılmasında, sürekli yazılı olarak uyarılmasında, kendisinden sıklıkla savunma istenmesinde ve sağlık sorunları bilinmesine rağmen sunduğu belgelerin sorgulanmasında keyfiliğe kaçan durumlar olduğu görülmektedir.
Başvurucunun şikâyetleri doğrultusunda idari bir soruşturma yapılmış ve psikolojik taciz uyguladığı öne sürülen kamu görevlisi hakkında dava açılmış ise de davranışların tekrarlanmaması için önlemler alınmasında idare tarafından gereken özen gösterilmemiştir.

Hukukumuzda kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan dolayı kişilere zarar verilmesi hâlinde tazminat davalarının idare aleyhine açılacağı, idarenin ilgili personele rücu edebileceği düzenlenmiştir.

Somut olayda, zamanında etkili önlemlerin alınmaması nedeniyle idareye atfedilecek bir hizmet kusurunun bulunduğu ve bu bağlamda başvurucunun zararlarının giderilmesi gerektiği, tam yargı davasının maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı bağlamında giderim sağlayacak yol olduğu tartışmasızdır.
Başvurucunun etkili yargısal yollara başvurduğu ancak açılan tam yargı davasında ulaşılan ret sonucunun kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının içerdiği güvenceleri koruyacak ve başvurucunun zararlarını tazmin edecek yeterli gerekçeler içermediği görülmüştür.

Sonuç olarak, psikolojik taciz mahiyetindeki davranışların oluşmaması için etkili önlemler alınmaması, başvurucunun uğradığı zararların giderilmemesi ve derece mahkemelerince ulaşılan sonuçların ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanmaması nedeniyle kamusal makamlarca üstlenilmesi gereken pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmediği kanaatine varılmıştır.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesinin 10/03/2016 tarihli ve 2013/6235 başvuru numaralı kararı

“Kural olarak psikolojik tacize maruz kaldığını ileri süren başvurucuların bu iddialarını yeterli ve ikna edici açıklamalar ve delillerle ispat etmeleri gerekir. Bununla beraber, psikolojik tacizi kanıtlamak kolay değildir. Bu yüzden, başvurucuların kendilerine yönelik sistematik ve süreklilik arz eden şekilde psikolojik tacize yol açan muamele yapıldığını hukuka uygun her türlü delille ispatlamaları mümkündür. Bunun ispatlanması durumunda, bu şekildeki muamelenin var olmadığını veya haklı sebeplere dayandığını ispat yükü muameleyi gerçekleştiren kamu makamlarına geçecektir.”

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü 14/9/2022 tarihinde, Z… K… (B. No: 2018/27032) başvurusunda Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Olaylar Başvurucu, olayların gerçekleştiği dönemde yardımcı doçent unvanıyla devlet üniversitesinde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Başvurucu hakkında 2011 ila 2013 yıllarında dokuz farklı disiplin cezası tesis edilmiştir. Bu disiplin cezalarının üçü itiraz üzerine Yükseköğretim Kurumu (YÖK) tarafından kaldırılmış, diğerleri hakkında ise derece mahkemelerince hukuka aykırı oldukları gerekçesiyle iptal kararları verilmiştir. Devam eden süreçte intihal gerekçesiyle başvurucunun doktora tezi iptal edilerek doktor unvanı geri alınmış, buna yönelik işlem de mahkemece iptal edilmiştir.

Bununla birlikte başvurucunun görev yaptığı üniversitenin rektörünün şikâyeti üzerine hakaret suçundan yürütülen yargılamada başvurucu beraat etmiştir. Yine başvurucunun görev süresinin sona ermesi nedeniyle yeniden atanmamak suretiyle görevine son verilmesine ilişkin işlemin de iptaline karar verilmiştir. Ayrıca disiplin cezalarının tesis edildiği dönemde başvurucu hakkında çeşitli sağlık kurumları tarafından “depresif duygu durumu, anhedoni, insomnia ve depresif nöbet” tanılarıyla istirahat raporları düzenlenmiştir. İddialar Başvurucu, psikolojik taciz nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi Somut olayda başvurucunun haksız yere maruz kaldığını ileri sürdüğü işlemlerin başvurucunun yaşamına etkisi bakımından çekilmez bir ağırlık ve yoğunluk derecesine ulaşıp ulaşmadığı değerlendirilirken süreç içinde gerçekleşen vakıaların tümünün birlikte değerlendirilmesi gerekir. Bu bağlamda disiplin cezalarının tesis edildiği dönemde başvurucu hakkında düzenlenen sağlık raporları dikkate alındığında idarenin bahse konu işlemlerinin başvurucunun yaşamına etkisi bakımından katlanılamaz bir ağırlık ve yoğunluk derecesine ulaşmadığı ve manevi bütünlüğünü tehdit etmediği, neticede psikolojik taciz boyutuna ulaşmadığı söylenemez. Dolayısıyla başvurucunun maddi ve manevi bütünlüğüne yönelik olarak ileri sürdüğü ihlal iddiasının yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda devletin pozitif yükümlülükleri bağlamında ele alınması gerekir. Başvurucu; derece mahkemelerine sunduğu dilekçelerde, hakkında yürütülen disiplin soruşturmalarının ve verilen disiplin cezalarının bir işkence aracı olarak kullanıldığını, kendisine psikolojik taciz uygulandığını ve bu süreçte tedavi görmek zorunda kaldığını ileri sürmüştür. Somut olay bakımından başvurucunun iki yıllık süreçte dokuz farklı disiplin cezasıyla cezalandırıldığı fakat bu yöndeki işlemlerin yargı yerlerince iptal edildiği veya YÖK tarafından kaldırıldığı, bununla birlikte aynı dönemde başvurucu hakkında psikolojik hastalık tanısı konulduğu görülmüştür. Derece mahkemeleri tarafından ise başvurucunun bu bağlamda bir sürece yayılan olaylar ile desteklenen ciddi iddiaları bulunmasına rağmen herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır.

Öte yandan başvurucunun ilgili kişiler aleyhine adli yargıda açtığı tazminat davasında da kişiler aleyhine değil idare aleyhine dava açılması gerektiği belirtilerek husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir. Bununla birlikte başvurucunun ilgili kişiler aleyhine görevi kötüye kullanma suçundan yaptığı şikâyet de YÖK tarafından soruşturma açılmasına gerek olmadığına karar verilmesi nedeniyle sonuçsuz kalmıştır.

Kamusal makamlar; psikolojik taciz oluşturan durumları tespitle yetinmemeli, bu tür davranışların oluşmaması ya da telafi edilmesi amacıyla etkili önlemleri hızla almalıdır. Kamusal makamların psikolojik taciz iddiaları karşısında hızlı davranarak gerçeği ortaya çıkarması, psikolojik tacizi ortadan kaldıracak, tekrarlamasını önleyecek tedbirleri alması ve mağdurun zararlarının giderilmesini sağlamasının

Bununla birlikte somut olaydaki tam yargı davasının maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı bağlamında giderim sağlayacak yol olduğu tartışmasızdır. Ancak mevcut başvurunun koşullarında tam yargı davasının reddedilmesi nedeniyle başvurucunun var olduğu açık olan manevi zararlarının tazmin edilemediği görülmüştür. Bu bağlamda mahkemece ulaşılan ret sonucunun kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının içerdiği güvenceleri koruyacak, başvurucunun zararlarını tazmin edecek şekilde ilgili ve yeterli gerekçeler içermediği sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak somut başvuruda kamusal makamlar tarafından etkili önlemler alınmaması ve yürütülen tam yargı davasında derece mahkemelerince ulaşılan sonuçların ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanmaması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı kapsamında kamusal makamlarca üstlenilmesi gereken pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmediği kanaatine varılmıştır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.”

Işıl Yaykır

Başvuru numarası

2013/2284

Karar tarihi

15/4/2014

AYM sınıflandırması / sonuç

Kabul edilemezlik – başvuru yollarının tüketilmemesi

Kurum / çalışma alanı

Kamu – öğretmen/okul ortamı

Web sayfası için kısa başlık

Mobbing iddiasında tazminat yolunun tüketilmesi gereği

Başvurunun konusu: Başvurucu, okul idaresince özel hayatına ilişkin iddiaların araştırıldığını ve bu süreçte psikolojik tacize maruz kaldığını ileri sürmüştür.

AYM değerlendirmesi: AYM, psikolojik taciz iddiasının niteliği gereği yalnızca ceza soruşturmasıyla sınırlı başvuru yapılmasının yeterli olmayacağını; somut olayda tazminat ve idari yargı yollarının etkili giderim imkanı sunabileceğini değerlendirmiştir.

Web içerik özeti: Karar, mobbing iddiasında başvurucunun uygun hukuki yolları tüketmesi gerektiğini vurgulamaktadır. İşyerinde psikolojik taciz iddiası ileri sürülürken, yalnızca disiplin veya ceza başvurusu değil, zararın giderilmesine yönelik tazminat/idari başvuru yollarının da dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.

 

Kaynak: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/2284

 

2. Mesut Özbezen

Başvuru numarası

2013/8175

Karar tarihi

15/4/2014

AYM sınıflandırması / sonuç

Kabul edilemezlik – başvuru yollarının tüketilmemesi / konu bakımından yetkisizlik

Kurum / çalışma alanı

Özel sektör – pazarlama yöneticisi

Web sayfası için kısa başlık

Özel sektörde mobbing iddiasında hukuk davası yolunun önemi

Başvurunun konusu: Başvurucu, özel bir şirkette görev yaparken işveren ve yöneticiler tarafından sistematik şekilde yıldırıldığını, küçültücü davranışlara maruz bırakıldığını ve mobbing uygulandığını ileri sürmüştür.

AYM değerlendirmesi: AYM, başvurucunun yalnızca ceza şikayeti yoluna başvurduğunu; psikolojik taciz iddiasının giderimi bakımından hukuk yargısındaki tazminat yolunun daha elverişli olabileceğini belirtmiştir.

Web içerik özeti: Karar, özel sektör çalışanları bakımından mobbing iddialarında ispat ve giderim yollarının doğru seçilmesinin önemini göstermektedir. AYM, mobbing iddialarında hukuki sorumluluk ve tazminat taleplerinin etkili bir başvuru yolu olarak değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur.

Kaynak: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/8175

 

 I.Y.

Başvuru numarası

2012/1213

Karar tarihi

17/7/2014

AYM sınıflandırması / sonuç

Kabul edilemezlik – başvuru yollarının tüketilmemesi / konu bakımından yetkisizlik

Kurum / çalışma alanı

Kamu – öğretmen

Web sayfası için kısa başlık

Mobbing iddiasında tazminat davası açılmaması

Başvurunun konusu: Başvurucu, okul idaresi ve ilçe milli eğitim yönetimi tarafından psikolojik tacize maruz bırakıldığını ileri sürmüştür.

AYM değerlendirmesi: AYM, başvurucunun iddialarını esasen ceza soruşturması yoluyla takip ettiğini; mobbing iddiasının sonuçlarının giderilmesi için tazminat yoluna başvurulmadığını belirterek başvuru yollarının tüketilmediği sonucuna ulaşmıştır.

Web içerik özeti: Karar, kamu çalışanlarının mobbing iddialarında idari ve yargısal yolları usulüne uygun tüketmeleri gerektiğini göstermektedir. AYM, etkili giderim sağlayabilecek yollara başvurulmadan yapılan bireysel başvuruların incelenemeyeceğini belirtmiştir.

Kaynak: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2012/1213

 Emel Leloğlu

Başvuru numarası

2013/3512

Karar tarihi

17/7/2014

AYM sınıflandırması / sonuç

Kabul edilemezlik – başvuru yollarının tüketilmemesi

Kurum / çalışma alanı

Kamu – eğitim kurumu

Web sayfası için kısa başlık

Yönetici baskısı ve mobbing iddiasında etkili hukuk yolları

Başvurunun konusu: Başvurucu, okul müdürü ve müdür vekilinin psikolojik taciz, baskı ve mobbing niteliğindeki davranışları nedeniyle haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

AYM değerlendirmesi: AYM, başvurucunun ileri sürdüğü ihlal iddiaları bakımından etkili başvuru yollarının usulünce tüketilmediğini değerlendirmiştir.

Web içerik özeti: Karar, eğitim kurumlarında yönetici-çalışan ilişkilerinde mobbing iddialarının yalnızca şikayet düzeyinde bırakılmaması, zarar ve hukuka aykırılığın uygun dava yollarıyla takip edilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Kaynak: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/3512

 

Gülşin Oral

Başvuru numarası

2013/6129

Karar tarihi

16/9/2015

AYM sınıflandırması / sonuç

Kabul edilemezlik – başvuru yollarının tüketilmemesi

Kurum / çalışma alanı

Kamu – akademik personel

Web sayfası için kısa başlık

Akademik çalışma ortamında mobbing iddiası

Başvurunun konusu: Başvurucu, öğretim görevlisi olarak çalıştığı kurumda mobbinge maruz kaldığını, yaptığı şikayet üzerine yürütülen süreçlerin etkili olmadığını ileri sürmüştür.

AYM değerlendirmesi: AYM, başvurucunun zararın giderilmesi bakımından tazminat davası açmadığını belirterek başvuru yollarının tüketilmediğine karar vermiştir.

Web içerik özeti: Karar, akademik kurumlarda psikolojik taciz iddiasının etkili biçimde ileri sürülebilmesi için yalnızca şikayet mekanizmasının değil, zarar giderim yollarının da işletilmesi gerektiğini göstermektedir.

Kaynak: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/6129

 

Hacer Kahraman

Başvuru numarası

2013/7935

Karar tarihi

20/4/2016

AYM sınıflandırması / sonuç

Esas – ihlal olmadığı

Kurum / çalışma alanı

Kamu – öğretmen

Web sayfası için kısa başlık

Disiplin işlemleri her durumda mobbing sayılmaz

Başvurunun konusu: Başvurucu, hakkında yapılan disiplin soruşturmaları ve görev sürecindeki idari işlemler nedeniyle mobbinge maruz kaldığını ileri sürmüştür.

AYM değerlendirmesi: AYM, somut olayda idari işlemlerin başvurucunun maddi ve manevi varlığını koruma hakkını ihlal edecek ağırlık ve sürekliliğe ulaştığının gösterilemediğini değerlendirmiştir.

Web içerik özeti: Karar, her disiplin soruşturması veya idari işlem dizisinin otomatik olarak mobbing kabul edilemeyeceğini; psikolojik taciz için sistematiklik, süreklilik, yıldırma amacı ve kişide ciddi etki unsurlarının somut biçimde ortaya konulması gerektiğini göstermektedir.

Kaynak: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/7935

 

Sümeyye Örnek

Başvuru numarası

2014/11091

Karar tarihi

7/6/2017

AYM sınıflandırması / sonuç

Kabul edilemezlik – başvuru yollarının tüketilmemesi

Kurum / çalışma alanı

Kamu personeli

Web sayfası için kısa başlık

Mobbing iddiasında manevi zarar ve tazminat yolu

Başvurunun konusu: Başvurucu, kamu görevlisi olarak çalıştığı ortamda psikolojik tacize uğradığını ve maddi-manevi varlığının zarar gördüğünü ileri sürmüştür.

AYM değerlendirmesi: AYM, psikolojik taciz iddiasında zararın giderilmesine yönelik hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle başvuruyu kabul edilemez bulmuştur.

Web içerik özeti: Karar, mobbing iddiasında bireysel başvuruya gidilmeden önce olayın niteliğine göre idari başvuru, tam yargı/tazminat davası ve diğer etkili başvuru yollarının işletilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Kaynak: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/11091

 

Fecir Ergün Turan

Başvuru numarası

2014/10590

Karar tarihi

5/12/2017

AYM sınıflandırması / sonuç

Kabul edilemezlik – açıkça dayanaktan yoksunluk

Kurum / çalışma alanı

İş sözleşmesiyle çalışan personel

Web sayfası için kısa başlık

Mahkemelerin gerekçeli inceleme yapması halinde AYM denetimi

Başvurunun konusu: Başvurucu, iş sözleşmesiyle çalıştığı kurumda psikolojik tacize maruz kaldığını ve bu nedenle maddi ve manevi varlığının zarar gördüğünü ileri sürmüştür.

AYM değerlendirmesi: AYM, derece mahkemelerinin başvurucunun iddialarını değerlendirdiğini, kararların ilgili ve yeterli gerekçe içerdiğini belirterek başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun bulmuştur.

Web içerik özeti: Karar, mobbing iddiasının AYM önünde incelenebilmesi için derece mahkemesi sürecinde somut olayların, delillerin ve zarar bağlantısının güçlü şekilde ortaya konulması gerektiğini göstermektedir.

Kaynak: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/10590

 

Mehmet Bayrakcı

Başvuru numarası

2014/8715

Karar tarihi

5/4/2018

AYM sınıflandırması / sonuç

Esas – ihlal olmadığı; karşıoyda ihlal görüşü

Kurum / çalışma alanı

Kamu – engelli çalışan iddiası içeren çalışma ortamı

Web sayfası için kısa başlık

Mobbing, engellilik iddiası ve pozitif yükümlülük tartışması

Başvurunun konusu: Başvurucu, çalıştığı kurumda hakarete uğradığını, görev yerinin sık değiştirildiğini, engelliliği nedeniyle ayrımcılığa maruz bırakıldığını ve sağlığının bozulduğunu ileri sürmüştür.

AYM değerlendirmesi: AYM çoğunluğu, somut olayın mobbing düzeyine ulaştığını gösteren yeterli temel bulunmadığı kanaatiyle ihlal olmadığı sonucuna varmıştır. Karşıoyda ise idarenin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği değerlendirilmiştir.

Web içerik özeti: Karar, mobbing iddialarında çoğunluk ve karşıoy gerekçeleri birlikte okunması gereken önemli örneklerdendir. Özellikle engelli çalışanların korunması, görev yeri değişiklikleri ve kurumun önleyici yükümlülükleri bakımından web sayfasında ayrı bir notla sunulabilir.

Kaynak: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2014/8715

 

A.Ç.

Başvuru numarası

2015/4770

Karar tarihi

12/6/2018

AYM sınıflandırması / sonuç

Kabul edilemezlik – başvuru yollarının tüketilmemesi / konu bakımından yetkisizlik

Kurum / çalışma alanı

Kamu/çalışma ortamı

Web sayfası için kısa başlık

Dışlama ve özel hayat iddialarıyla birlikte mobbing değerlendirmesi

Başvurunun konusu: Başvurucu, çalışma ortamında dışlandığını, kendisi hakkında şüpheli belgeler düzenlendiğini ve özel hayatına müdahale niteliğindeki davranışların psikolojik taciz oluşturduğunu ileri sürmüştür.

AYM değerlendirmesi: AYM, etkili giderim sağlayabilecek başvuru yollarının tüketilmediğini belirterek başvuruyu kabul edilemez bulmuştur.

Web içerik özeti: Karar, mobbing iddiasının kimi zaman özel hayat, itibar, çalışma barışı ve kurumsal dışlama iddialarıyla birlikte ortaya çıkabileceğini; ancak bu iddiaların etkili yargı yollarında somutlaştırılması gerektiğini göstermektedir.

Kaynak: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/4770

 

Ali Galip Baltaoğlu (2)

Başvuru numarası

2015/1108

Karar tarihi

18/7/2018

AYM sınıflandırması / sonuç

Mobbing yönünden kabul edilemezlik; makul süre yönünden ihlal

Kurum / çalışma alanı

Kamu/çalışma ortamı

Web sayfası için kısa başlık

Mobbing davasında uzun yargılama ve başvuru ayrımı

Başvurunun konusu: Başvurucu, psikolojik taciz nedeniyle açtığı tazminat davasında zararının giderilmediğini ve yargılamanın uzun sürdüğünü ileri sürmüştür.

AYM değerlendirmesi: AYM, mobbing iddiası yönünden başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun bulmuş; makul sürede yargılanma hakkı bakımından ise ihlal sonucuna ulaşmıştır.

Web içerik özeti: Karar, mobbing iddiası ile yargılama sürecinin uzunluğu iddiasının AYM önünde ayrı ayrı değerlendirildiğini göstermektedir. Mobbing iddiasının reddedilmesi, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması halinde ayrıca ihlal kararı verilmesine engel değildir.

Kaynak: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/1108

 

Alev Aksoy

Başvuru numarası

2015/11882

Karar tarihi

7/3/2019

AYM sınıflandırması / sonuç

Kabul edilemezlik – başvuru yollarının tüketilmemesi

Kurum / çalışma alanı

Kamu/çalışma ortamı

Web sayfası için kısa başlık

Sistematik saldırı iddiasında tazminat yolunun önemi

Başvurunun konusu: Başvurucu, çalışma ortamında sistematik saldırıya, ayrımcılığa ve psikolojik tacize maruz kaldığını ileri sürmüştür.

AYM değerlendirmesi: AYM, başvurucunun iddialarını giderebilecek tazminat yoluna başvurmadığını belirterek başvuru yollarının tüketilmediğine karar vermiştir.

Web içerik özeti: Karar, sistematik mobbing iddiası ileri sürüldüğünde olayların belgelenmesi kadar, doğru giderim yolunun seçilmesinin de belirleyici olduğunu göstermektedir.

Kaynak: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/11882

 

S.Y.

Başvuru numarası

2015/19127

Karar tarihi

18/7/2019

AYM sınıflandırması / sonuç

Kabul edilemezlik – açıkça dayanaktan yoksunluk

Kurum / çalışma alanı

Çalışma ortamı – görev değişikliği iddiaları

Web sayfası için kısa başlık

Sık görev değişikliği ve kamera iddiası tek başına yeterli görülmedi

Başvurunun konusu: Başvurucu, sık görev değişikliğine maruz bırakıldığını, mesleğine uygun olmayan işlerde çalıştırıldığını, kamera ile izlendiğini ve sağlık sorunları yaşadığını ileri sürmüştür.

AYM değerlendirmesi: AYM, iddiaların yeterli delille desteklenmediğini ve olayların tahammül edilemez ağırlık düzeyine ulaştığının gösterilemediğini değerlendirmiştir.

Web içerik özeti: Karar, görev değişikliği, izleme veya dışlama iddialarının mobbing olarak kabul edilebilmesi için sistematiklik, amaç, süreklilik ve zarar bağlantısının somut delillerle kurulması gerektiğini göstermektedir.

Kaynak: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/19127

 

Yasemin Demir

Başvuru numarası

2015/19519

Karar tarihi

17/4/2019

AYM sınıflandırması / sonuç

Kabul edilemezlik – açıkça dayanaktan yoksunluk

Kurum / çalışma alanı

Sağlık kurumu/çalışma ortamı

Web sayfası için kısa başlık

Sağlık kurumunda mobbing iddiası ve delil eşiği

Başvurunun konusu: Başvurucu, hastane çalışma ortamında çeşitli başvurularının reddedildiğini, haksız uyarı cezası aldığını ve mobbinge maruz kaldığını ileri sürmüştür.

AYM değerlendirmesi: AYM, sistematik yıldırma ve dışlama iddialarının yeterli şekilde ortaya konulamadığını; olayların tahammül edilemez ağırlık ve yoğunluk eşiğine ulaştığının gösterilemediğini değerlendirmiştir.

Kaynak: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/19519

 

Turgay Gökkoyun

Başvuru numarası

2018/11320

Karar tarihi

18/6/2020

AYM sınıflandırması / sonuç

Kabul edilemezlik – açıkça dayanaktan yoksunluk

Kurum / çalışma alanı

Kamu/çalışma ortamı

Web sayfası için kısa başlık

Nedensellik bağı ve derece mahkemesi gerekçesi

Başvurunun konusu: Başvurucu, çalışma hayatında psikolojik tacize uğradığını ve idari/kurumsal davranışlar nedeniyle zarar gördüğünü ileri sürmüştür.

AYM değerlendirmesi: AYM, başvurucunun iddiaları ile uğradığını ileri sürdüğü zarar arasında nedensellik bağının yeterli biçimde kurulamadığını; derece mahkemesi gerekçelerinin keyfi olmadığını belirtmiştir.

Web içerik özeti: Karar, mobbing iddialarında yalnızca olay anlatımının değil, olay-zarar-işveren/idare sorumluluğu bağının açık şekilde kurulmasının önemini ortaya koymaktadır.

Kaynak: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/11320

 

Zeynep Banu Arslan

Başvuru numarası

2019/23901

Karar tarihi

18/11/2020

AYM sınıflandırması / sonuç

Makul süre yönünden ihlal; mobbing yönünden başvuru yollarının tüketilmemesi

Kurum / çalışma alanı

Özel eğitim kurumu – öğretmen

Web sayfası için kısa başlık

Özel öğretim kurumunda istifa ve mobbing iddiası

Başvurunun konusu: Başvurucu, özel bir eğitim kurumunda öğretmen olarak çalışırken mobbing altında istifa etmek zorunda kaldığını ve yargılamanın uzun sürdüğünü ileri sürmüştür.

AYM değerlendirmesi: AYM, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiş; mobbing iddiası bakımından ise etkili başvuru yollarının tüketilmediğini değerlendirmiştir.

Web içerik özeti: Karar, özel eğitim kurumlarında istifaya zorlanma ve mobbing iddialarının hukuki nitelendirmesi bakımından önemlidir. Ayrıca mobbing uyuşmazlıklarında yargılamanın makul sürede sonuçlandırılması gereğini göstermektedir.

Kaynak: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/23901

 

 A.M.Ç.

Başvuru numarası

2017/16412

Karar tarihi

7/10/2021

AYM sınıflandırması / sonuç

Kabul edilemezlik – açıkça dayanaktan yoksunluk

Kurum / çalışma alanı

Çalışma ortamı

Web sayfası için kısa başlık

İşlemlerin mobbing ağırlığına ulaştığı gösterilemedi

Başvurunun konusu: Başvurucu, çalışma ortamında maddi ve manevi varlığını zedeleyen psikolojik taciz niteliğinde işlem ve davranışlara maruz kaldığını ileri sürmüştür.

AYM değerlendirmesi: AYM, işlemlerin başvurucunun maddi ve manevi varlığını koruma hakkını ihlal edecek yoğunluğa ulaştığının gösterilemediğini ve derece mahkemesi gerekçelerinin yeterli olduğunu belirtmiştir.

Web içerik özeti: Karar, mobbing iddiasının AYM önünde kabul görebilmesi için sistematik davranışların iş yaşamındaki olağan uyuşmazlık seviyesini aşarak kişilik üzerinde ciddi etki doğurduğunun kanıtlanması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Kaynak: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2017/16412

 

Türkan Aydoğmuş

Başvuru numarası

2018/19000

Karar tarihi

12/1/2022

AYM sınıflandırması / sonuç

Esas – ihlal; yeniden yargılama

Kurum / çalışma alanı

Sağlık – hemşire/kurum içi hiyerarşi

Web sayfası için kısa başlık

Kurumun psikolojik tacizi önleme yükümlülüğü

Başvurunun konusu: Başvurucu, sağlık kurumunda amirinin olumsuz davranışlarına maruz kaldığını, psikolojik taciz nedeniyle sağlığının etkilendiğini ve idarenin etkili önlem almadığını ileri sürmüştür.

AYM değerlendirmesi: AYM, başvurucunun maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğine karar vermiş; yeniden yargılama yapılmasına hükmetmiştir. Kararda sağlık raporları, kurum içi raporlar ve idarenin pozitif yükümlülüğü birlikte değerlendirilmiştir.

Web içerik özeti: Karar, işyerinde psikolojik taciz iddialarında kurumun yalnızca pasif kalmaması, etkili inceleme yapması ve çalışanı koruyucu tedbirler alması gerektiğini açık biçimde ortaya koyan önemli ihlal kararlarındandır.

Kaynak: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/19000

 

Kadir Çam

Başvuru numarası

2019/6933

Karar tarihi

23/11/2022

AYM sınıflandırması / sonuç

Kabul edilemezlik – açıkça dayanaktan yoksunluk

Kurum / çalışma alanı

Kamu – İŞKUR/kurum içi görevlendirme

Web sayfası için kısa başlık

Görevlendirme ve amir davranışları iddiası

Başvurunun konusu: Başvurucu, kurum içi görevlendirme ve amir davranışları nedeniyle psikolojik tacize maruz kaldığını ileri sürmüştür.

AYM değerlendirmesi: AYM, olayların işyerinde psikolojik taciz olarak kabul edilebilmesi için gerekli yoğunluk ve ağırlığa ulaştığının gösterilemediğini, derece mahkemelerinin değerlendirmesinin keyfi olmadığını belirtmiştir.

Web içerik özeti: Karar, kurum içi görevlendirme ve yönetimsel tasarrufların mobbing sayılabilmesi için somut delillerle desteklenen, süreklilik arz eden ve kişide ciddi etki doğuran bir davranış örüntüsünün ortaya konulması gerektiğini göstermektedir.

Kaynak: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/6933

 

Volkan Keskin (2)

Başvuru numarası

2020/11045

Karar tarihi

21/11/2023

AYM sınıflandırması / sonuç

Kabul edilemezlik – açıkça dayanaktan yoksunluk

Kurum / çalışma alanı

Üniversite/engelli kadrosu – geçici görevlendirme

Web sayfası için kısa başlık

Engelli kadrosundaki çalışanın görevlendirme iddiası

Başvurunun konusu: Başvurucu, engelli kadrosunda çalışan üniversite personeli olarak geçici görevlendirmeler nedeniyle psikolojik tacize maruz kaldığını ileri sürmüştür.

AYM değerlendirmesi: AYM, iptal edilen görevlendirmeler ve tazminat sürecini dikkate almış; somut olayda psikolojik taciz iddiasının tahammül edilemez yoğunluk eşiğine ulaştığının gösterilemediğini değerlendirmiştir.

Web içerik özeti: Karar, engelli çalışanların korunması bağlamında önemli olmakla birlikte, mobbing iddiasının kabulü için görevlendirme işlemlerinin tek başına yeterli olmayabileceğini; sistematiklik ve zarar bağlantısının ayrıca gösterilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Kaynak: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2020/11045

 

Özge Ayşin Yücel

Başvuru numarası

2019/26931

Karar tarihi

15/11/2023

AYM sınıflandırması / sonuç

Kabul edilemezlik – açıkça dayanaktan yoksunluk

Kurum / çalışma alanı

Özel sektör – bankacılık

Web sayfası için kısa başlık

Bankacılık sektöründe performans ve mobbing iddiası

Başvurunun konusu: Başvurucu, banka çalışanı olarak performans gerekçeleriyle iş akdinin sona erdirilmesi sürecinde mobbinge maruz kaldığını ileri sürmüştür.

AYM değerlendirmesi: AYM, mobbingin sistematik, sürekli ve yıldırma amaçlı davranışları gerektirdiğini belirtmiş; somut olayda iddiaların bu eşiği aştığının ortaya konulamadığı sonucuna ulaşmıştır.

Web içerik özeti: Karar, bankacılık sektöründe performans baskısı, hedef baskısı ve iş akdi feshi süreçlerinin mobbing iddiasıyla birlikte değerlendirilebilmesi için davranışların süreklilik, amaç ve zarar bağlantısıyla kanıtlanması gerektiğini göstermektedir.

Kaynak: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/26931

 

Veysel Kılınç

Başvuru numarası

2021/30995

Karar tarihi

2/4/2024

AYM sınıflandırması / sonuç

Kabul edilemezlik – başvuru yollarının tüketilmemesi

Kurum / çalışma alanı

Kamu/çalışma ortamı

Web sayfası için kısa başlık

Tam yargı/tazminat yoluna başvurulmaması

Başvurunun konusu: Başvurucu, işyerinde psikolojik tacize maruz kaldığını ve özel/familial yaşamını etkileyen sonuçlar doğduğunu ileri sürmüştür.

AYM değerlendirmesi: AYM, başvurucunun etkili giderim sağlayabilecek tam yargı veya tazminat davası yoluna başvurmadığını değerlendirerek başvuru yollarının tüketilmediğine karar vermiştir.

Web içerik özeti: Karar, mobbing iddiasının AYM aşamasına taşınmadan önce idari yargıda veya uygun hukuk yolunda zarar giderimi talebiyle takip edilmesi gerektiğini güncel biçimde hatırlatmaktadır.

Kaynak: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2021/30995

 

Gökhan Uzun

Başvuru numarası

2021/4450

Karar tarihi

30/10/2024

AYM sınıflandırması / sonuç

Kabul edilemezlik – açıkça dayanaktan yoksunluk

Kurum / çalışma alanı

Kamu/çalışma ortamı

Web sayfası için kısa başlık

Psikolojik taciz kastı ve delil değerlendirmesi

Başvurunun konusu: Başvurucu, çalışma ortamında dışlanma, baskı ve psikolojik taciz niteliğinde davranışlara maruz kaldığını ileri sürmüştür.

AYM değerlendirmesi: AYM, başvurucunun psikolojik taciz kastını ve sistematik davranış örüntüsünü ikna edici biçimde ortaya koyamadığını belirterek başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun bulmuştur.

Web içerik özeti: Karar, 2024 tarihli güncel bir değerlendirme olarak mobbing iddiasında kast, sistematiklik ve somut delil kriterlerinin önemini vurgulamaktadır.

Kaynak: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2021/4450

 

H.G.T.

Başvuru numarası

2021/23070

Karar tarihi

15/4/2025

AYM sınıflandırması / sonuç

Kabul edilemezlik – açıkça dayanaktan yoksunluk

Kurum / çalışma alanı

Özel sektör – finans departmanı

Web sayfası için kısa başlık

Özel şirkette yönetici kaynaklı psikolojik taciz iddiası

Başvurunun konusu: Başvurucu, özel bir şirkette finans uzman yardımcısı olarak çalışırken yöneticisinin sistematik psikolojik tacizine maruz kaldığını ileri sürmüştür.

AYM değerlendirmesi: AYM, somut olayda iddiaların psikolojik taciz eşiğini aştığının yeterli biçimde gösterilemediğini değerlendirerek başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun bulmuştur.

Web içerik özeti: Karar, özel sektör çalışanlarının yöneticiden kaynaklanan mobbing iddialarında olayları kronolojik, sistematik ve delile dayalı biçimde ortaya koymaları gerektiğini gösteren güncel bir özel sektör örneğidir.

Kaynak: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2021/23070