Bizi Takip Edin:

Sıkça Sorulan Sorular

Mobbing Nedir?

İşyerlerinde bir veya birden fazla kişi tarafından, diğer kişi ya da kişilere yönelik gerçekleştirilen, belirli bir süre sistematik biçimde tekrarlanan, yıldırma, karşısındakini pasifize etme, işten soğutma, iş yaptırmama veya işten uzaklaştırmayı amaçlayan; mağdur ya da mağdurların kişilik değerlerine, mesleki durumlarına, sosyal ilişkilerine veya sağlıklarına zarar veren; kötü niyetli, kasıtlı, olumsuz tutum ve davranışlar toplamıdır.

Mobbing Ne Değildir?

Anlık işyeri çatışmaları, kabalık, ayrımcılığa dayanmayan ve herkese işin gereği olarak ortak yapılan davranışlar mobbing değildir.

Mobbing'in Unsurları Nelerdir?

Her şeyden önce İşyerinde gerçekleşmelidir. Mobbing Üstler tarafından astlarına uygulanabileceği gibi, astları tarafından üstlerine de uygulanabilir ya da eşitler arasında da gerçekleşebilir. Yıldırma, pasifize etme ve işten uzaklaştırma amacıyla yapılmalıdır. Sistemli bir şekilde yapılmalıdır. Süreklilik kazanmış bir sıklıkla tekrarlanmalıdır. Kasıtlı yapılmalıdır. Mağdurun kişiliğine, mesleki durumuna veya sağlığına zarar verecek davranışlar olmalıdır. Çoğu zaman sinsice planlanarak yapılır ve Mağdur yapılanın mobbing olduğunu çok geç algılar.

Mağdurum Ne Yapmalıyım?

Sakinliğinizi koruyarak, temkinli ve ölçülüı bir biçimde size mobbing yapan kişiyi uyarın. Mobbingin bir insan hakları ihlali olduğunu belirtin ve durdurulmasını talep edin. Olumlu cevap alamıyorsanız silsile yoluyla yöneticilerinize başvurun.

Öncelikle Mobbing Günlüğü tutun. Çatışma hangi konuda başladı? Hangi tarihte kiminle başladı? Daha sonra yer, tarih ve mümkünse saat vererek aşama aşama, gün gün nasıl devam etti, sürece ilişkin günlük tutun.

Bu olaylar kimlerin gözü önünde gerçekleşti? Kimler duydu? Ne sıklıkla devam etti? Savunma ne zaman istendi? Soruşturma ne zaman açıldı? Savunma nasıl yapıldı? Ceza ne zaman verildi? Cezaya itiraz edildi mi? Dava açıldı mı?

Varsa yazışmalar, mesajlar, e-postaları saklayın. Alo 170’i arayarak, işyerlerinde psikolojik taciz konusunda uzman psikologlardan destek alın, şikayetin resmi olarak kayda girmesini sağlayın.

Mobbing sürecinde antideprasan ilaç kullanıyorsanız reçetelerini biriktirin. Bu süreçte nükseden psikosomatik hastalıklar nedeniyle mümkün ise hekim raporu alın.

İşveren Neden Mobbing Yapar?

En önemli nedeni, çalışanı yıldırarak kaçırtmak, istifaya zorlamaktır. Ayrıca, çalışanları baskı altında tutarak izin kullanmalarını zorlaştırmak, fazla mesai ödemesi yapmamak da mobbing uygulama nedenleri arasında yer almaktadır.

Çalışanın başka bir çalışana mobbing uygulamasının arkasındaki, neden ise çoğu kez yöneticilere daha yakın olabilmek ve varsa performansa dayalı ödemelerden daha fazla pay alabilmektir.

Hangi Kurumlara Başvurabilirim?

Mobbing mağduru iseniz öncelikle üyesi olduğunuz sendikadan destek alın. Mevzuat çerçevesinde ÇSGB (Psikolojik Tacizle Mücadele Kurulu) TBMM Dilekçe Komisyonu, Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru, CİMER, Alo 170, Kamu Görevlileri Etik Kurulu, Kamu Denetçiliği Kurumu, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu ve İl, İlçe İnsan Hakları Kurulları’na başvuru yapabilirsiniz. AYM’ye Bireysel Başvuruda bulunabilirsiniz. İç Hukuk yollarını Tükettiğinizde AİHM’ne de başvurabilirsiniz. Her aşamada Mobbing ile Mücadele Derneğinden de destek ve yardım isteyebilirsiniz.

Mobbingin Tarafları Kimlerdir?

Mobbingin tarafları eşitleri ya da yöneticisi tarafından mobbinge uğrayan kişi MAĞDUR. mOBBİNGİ YAPAN KİŞİ zorba  ve işyerinde bu zorbalığa kayıtsız kalan, zaman zaman da kendisi de mobbinge katılarak, mobbingin katlanarak artmasına ve mağdurun daha çok acı çekmesine yol açan SEYİRCİ’dir.

Mobbing Türleri Nelerdir?

1-Dikey Psikolojik Taciz; Çalışanın yöneticiye psikolojik şiddet uygulamasıdır.

2- Yatay Psikolojik Taciz; İşyerinde psikolojik tacizin fail veya failleri mağdur ile benzer görevlerde ve benzer olanaklara sahip aynı konumdaki iş arkadaşlarıdır.

3- DüşeyPsikolojik Taciz; Üst konumda yer alanların astlarına yönelik olarak gerçekleştirdikleri psikolojik taciz vakıalarıdır.

Mobbing Davranışları Nelerdir?

– Çalışma alanıyla ilgili konularda amirine yaptığı tüm önerilerin reddedilmesi, yanıtsız bırakılması, hiç yapılmamış gibi davranılması,

– Toplantılardan ve sosyal faaliyetlerden haberdar edilmemesi, dışlanması, dışarıda bırakılması, yok sayılması,

– Ötekileştirilmesi,

– Oturacağı oda, kullanacağı alet ve teçhizat, laboratuvar, atölye verilmemesi,

– Yeteneklerinin altında işler verilerek küçümsenmesi,

– Gerçekleştirilmesi imkânsız işleri yapması istenmesi,

– Verilen görevlerin abartılı bir şekilde kontrol edilmesi,

– Performansı etkileyecek bilgilerin saklanması,

– Akademik ilerleme ve görevde yükseltilmesinin engellenmesi,

– Cinsiyet ayrımı yapılması,

– Siyasî ve dinî görüşü ile etnik kimliğinden dolayı psikolojik baskı yapılması,

– Sürekli azarlanması, tehdit edilmesi

– Hakaret ve alaylara maruz bırakılması,

– Kişinin iş performansının haksız olarak yerilmesi,

– İşten atılmayla tehdit edilmesi,

– Hakkında dedikodu çıkarılması

– Mağdur kişi hakkında olmamış bir olayın olmuş gibi gösterilerek Şaiya yayılması

– Bilgisiz, beceriksiz, işe yaramaz, psikopat v.b. sıfatlarla damgalanması

– Mesleği ile ilgili uygulama alanlarına alınmaması (örneğin atölye, laboratuvar, klinik ya da ameliyatlara alınmaması)

– Meslektaşları ya da üçüncü kişilerle görüşmesinin engellenmesi ve benzeri davranışlar

– Yıpratma amaçlı olarak mesnetsiz bir biçimde ilgili/ilgisiz makamlara şikâyet edilmesi

– Hiyerarşik sistem içerisinde bir veya birkaç kişinin bir kişiyi dışlayarak sözlü veya fiziksel tacizde bulunmaları

– Hiyerarşik sistem içerisinde alt görevde yer alan bir kişi veya grubun diğer çalışanlar üzerinde sözlü veya fiili baskı oluşturarak yöneticiye karşı çalışanları itaatsizliğe zorlamaları ve benzeri davranışlar

Kimler Mobbing Yapar?

Aşırı kontrolcü, korkak, nevrotik ve iktidar açlığı çeken kişilerdir. Davranışlarının çoğu güvensizlik, kıskançlık ve hasetten kaynaklanır. Aslında zorbalar bu davranışa kendilerindeki eksikliklerden dolayı başvurur. İşi değil, insanları kontrol etmeye çalışırlar. İkiyüzlü, saldırgandırlar, rakiplerini takip ederler ve temkinlidirler. Fırsat kollayıp, amirlerine rakiplerini eleştirirler. Yanıltmak için mağdurlara samimi davranırlar. Görünüşe önem verirler. Sakin, ilgili, düşünceli ve her zaman her şeye hakim görünmek isterler. Yanında çalışanlara karşı resmi, gergin ve kaba davranarak, araya mesafe koyabilirler. Zorbaların en belirgin özelliklerinden biri, aşırı ölçüde bencilce hareket etmeleridir.

Genel olarak psikolojik tacizi alışkanlık haline getirmiş kişiler, kendi yetersizlik duygularını, mağdurla eğlenerek yenmeye çalışan, farklılıklara karşı hoşgörüsüz, empati duygusundan yoksun, önyargılı, kıskanç, aşırı derecede denetleyici kimselerdir. Daima güçlü olma isteği içinde korku ve güvensizliklerini bir başkasını suçlayarak yenmeye çalışırlar. Başkalarına eziyet etmekten sadistçe zevk alırlar. Zorbalar, genel olarak ilgi açlığı çeken, zayıf kişilikleri nedeniyle övgüye aşırı gereksinim duyan, silik karakterli, genellikle toplumsal çevreleri tarafından dışlanmış insanlardır. Suçlayıcı ve yargılayıcıdırlar

Mobbingi Nasıl İspat edebilirim?

Mobbing yapıldığını kanıtlamak için tanık beyanları, kamera kayıtları, ses kayıtları, e-mailler, doktor raporu, kullanılan ilaç faturaları, yapılan işlemlerle ilgili belgeleri delil olarak sunabilirsiniz. Yargıya intikal eden davalarda delil Mahkemede etkin bir yargılama ve kanaat oluşturmak için önemlidir. Her ne kadar ses ve görüntü kaydı delil olarak sayılmasa da mahkemede kanaat oluşmasına sebep olduğundan, başka şekilde ispatı mümkün olmayan durumlarda ve ani gelişen olaylarda önceden plan yapmadan, sadece cep telefonu ile olay anında ses ve görüntü kaydı alabilirsiniz.

Memurun Hak ve Yükümlülüğü Nedir?

Devlet memurları amiri oldukları kuruluş ve hizmet birimlerinde kanun, tüzük ve yönetmeliklerle belirlenen görevleri zamanında ve eksiksiz olarak yapmaktan ve yaptırmaktan, maiyetindeki memurlarını yetiştirmekten, hal ve hareketlerini takip ve kontrol etmekten görevli ve sorumludurlar.

Amir, maiyetindeki memurlara hakkaniyet ve eşitlik içinde davranır. Amirlik yetkisini kanun, tüzük ve yönetmeliklerde belirtilen esaslar içinde kullanır.

Anayasamıza göre “Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya Yasaktır. Bazen sadece bu maddeye dayanılarak, yaptırılan fazla çalışmaların karşılığının ödenmemesi halinde, dava yoluna gidillebilir.

Mobbingin Sonuçları Nelerdir?

Mobbingin birey üzerinde olduğu kadar kurum üzerinde de tahrip edici sonuçları vardır. Bir işveren ya da yönetici, mobbingin işyerine vereceği zararların ne denli ağır olacağını bilmeli, bu süreçle mücadele etmek ve buna son vermek için süratle elinden geleni yapmalıdır.

Bilerek ya da bilmeyerek yapılan psikolojik taciz davranışı, makro düzeyde ülkemizin beşeri ve sosyal sermayesini yok ederken; mikro düzeyde ise çalışanların itibarını ve onurunu zedeliyor.

İnsan kaynağımızı tüketiyor. Verimliliğimizi azaltıyor. İnsanımızın sağlığını kaybetmesine neden olarak, çalışma hayatını olumsuz etkiliyor.

Mobbing bir insan hakları ihlalidir.

Türk Hukukunda Mobbingin Yeri Nedir?

Türk Hukuk Sisteminde direk olarak Mobbingi tanımlayan, ceza ve yaptırımlarını ortaya koyan müstakil bir Mobbing ile Mücadele Kanunu bulunmamaktadır.

Ülkemizin taraf olduğu AB sosyal şartının 26.maddesi, ILO sözleşmeleri, İnsan Hakları Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi, Anayasanın 10.17.49. 50. maddeleri, Borçlar Kanunun 58. ve 417.maddeleri, Medeni kanunun 24 ve 25.maddeleri, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 10. ve 125/d bendi, Türk Ceza Kanunu’nun 94. 96. 117. 121. 123. 125. 257 ve 267.ncı maddeleri, İş Sağlığı ve İş Güvenliği Kanunu, İş Kanunu’nun 5. ve 77.nci Maddeleri, kapsamında idari, cezai ve tazmini gereken suçlardandır.

İdari Dava Nedir?

Devlet kurumları tarafından yapılan işlere karşı dava açılması demektir. Bu yolla açılan davalarda idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğu denetlenir, yerindeliği denetlenmez.

İdari Dava Hangi Mahkemede Açılır?


İdari davalar idare mahkemesinde, vergi mahkemesinde veya Danıştay’da açılır.

İdari Dava Nerede Açılır?


Dava konusu olan idari işlemin yapıldığı yerdeki mahkemede açılır (Özel kanunlarla yetki verilen durumlarda farklılıklar olabilir).

Dava Dilekçeleri Nereye Verilir?


Bulunduğunuz yerde idare ve vergi mahkemesi varsa doğrudan mahkemeye giderek elden teslim etmelisiniz. Dava harcı ve posta gideri alınacağını hesap ederek hazırlıklı gidiniz. Önceden mahkemeye başvurup harç ve posta giderinin ne kadar tutacağını öğrenmeniz yararlı olacaktır.

Bulunduğum Yerde İdare/Vergi Mahkemesi Yoksa Ne Yapmalıyım?


Dilekçenizi asliye hukuk hâkimliğine verebilirsiniz. Açacağınız dava Danıştay’ın yetki alanına giriyor ise, dilekçenizi varsa idare ve vergi mahkemesi başkanlıklarına, yoksa asliye hukuk hâkimliklerine verebilirsiniz.

Yurtdışındayım; Dilekçe Vermek İçin Türkiye’ye Gelmek Zorunda mıyım?


Hayır. Türk konsolosluklarına dilekçenizi verebilirsiniz

İdari Dava Hangi İşlere Karşı Açılır?


İdarenin hukuka aykırı olarak gerçekleştirdiği iş ve işlemlerin iptali ve uğranılan zararın tazmini için açılır. Dava açılması için ilgili işin idare (bir kamu kurumu) tarafından yapılmış olması gerekir. Ayrıca bu işlemin kesin olarak tamamlanmış olması gerekir. Eğer idari işlem devam ediyorsa, başka bir makamın onayına ihtiyaç varsa, veya verilen karara karşı başvuru yaparak kararın değiştirilmesini talep etmek imkanı varsa o işlem kesin olarak tamamlanmamış demektir. Önce idari yolların tamamının bitirilmesi gerekir. İdari eylemlerden hakkınız ihlal edilmiş ise idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendiğiniz tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarınızın yerine getirilmesini istemeniz gerekir.

İdari Dava Hangi Sürede Açılır?


İdare tarafından size yazılı bildirim (tebligat) yapılmasını takiben vergi mahkemelerinde 30, idare mahkemelerinde veya Danıştayda 60 gün içerisinde dava açmanız gerekir. Bu süreler dışında özel kanunlarda düzenlenen dava açma süreleri de vardır.

Bana Tebligat Yapılmadı, Ne Olacak?


Eğer idareye başvurduğunuz halde size 60 gün içinde cevap verilmez ise talebiniz reddedilmiş gibi hareket etmeniz gerekir. Dava açma süreniz idareye başvurunuzun üzerinden 60 gün geçtikten sonra işlemeye başlayacaktır.

Talebime Net Bir Cevap Alamadım, Ne Olacak?

İdare, yaptığınız başvuruya 60 gün içerisinde cevap verdiği halde cevabın kabul veya red anlamını taşıyacak açıklıkta olmadığı hallerde, doğrudan dava açabilir veya idarenin işlemi tamamlaması için bekleyebilirsiniz.

Bekleme süresi 6 ayı geçemez. 6 aylık süre tamamlandıktan sonra 60 gün içinde dava açmazsanız dava açma hakkınızı kaybedersiniz.

Tebligat Elime Geçmedi, Ne Olacak?


Adresiniz bulunamadığı için ilan yoluyla tebligat İdari Davaların yapılmış olabilir. Son ilan tarihinden sonra 15 gün içerisinde dava açmanız gerekir. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Bu durumun aleyhinizde sonuçlar doğurmasını önlemek için adres bilgilerinizi mutlaka nüfus müdürlüklerine bildiriniz.

Tamamlanmamış Bir İşlem Aleyhine Dava Açarsanız Ne Olur?


İdari eylemlerden dolayı hakları ihlal edilen kişilerin dava açmadan önce ilgili idareye başvurmaları ve idareden ön karar almaları gerekir. Aksi halde mahkeme tarafından dava dilekçesinin ilgili mercie tevdiine karar verilir.

Dava Dilekçenizde Bulunması Gerekenler Nelerdir?


İdari yargı mercilerine verilecek dava dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunmalıdır. Aksi halde dava dilekçenizin reddine karar verilebilir.
1. Adınız soyadınız, T.C. kimlik numaranız, açık adresiniz
2. Karşı tarafın adı, adresi
3. Mümkün olduğunca açık ve öz şekilde yazılmak kaydıyla;
a. Davanızın konusu
b. Davayı açma nedeniniz
c. Talebiniz (dava sonucu elde etmek istediğiniz sonuç)
d. Yasal dayanaklarınız
e. Delilleriniz:
i. Dilekçeniz arkasına delil listesi ekleyerek tüm delillerinizi sıra ile yazınız
ii. Elinizde olan delilleri dilekçeniz ekinde sıra numarası vererek sununuz
iii. Elinizde olmayan delillerin nereden temin edileceğini açık şekilde yazınız
f Dava konusu işlemin tarafınıza yazılı bildirim tarihi
g. Vergi davalarında davanın ilgili bulunduğu verginin veya vergi cezasının türü ve yılı tebliğ edilen ihbarnamenin tarihi ve numarası ve varsa mükellef hesap numarası
h. Varsa dava konusu ile ilgili içtihatlar (önceki kesinleşmiş mahkeme kararlarından örnekler)

Dilekçe Nasıl Hazırlanmalıdır?


Dilekçeniz davada en önemli aracınızdır. Gereğinden uzun yazılması, gereksiz ayrıntılara boğulması, çok eski ve davayla ilgisiz geçmişten başlayarak olayın anlatılması davanıza zarar verebilir. Aynı şekilde gereğinden kısa yazılmış, önemli hukuki noktaları atlanmış bir dilekçe de davanıza zarar verebilir. Bu nedenle dilekçenizin özenle hazırlanmasını sağlamak sizin sorumluluğunuzdur. Dilekçe karşı tarafın sayısından bir fazla olacak şekilde düzenlenir ve verilir. Bir avukatın/hukukçunun yardımını almanız yararlı olacaktır.

Avukat Tutmak Zorunlu mudur?


Avukat tutmak zorunlu değildir. Herkes kendisini ilgilendiren konularda dava açmak hakkına sahiptir. Ancak dava açmanın ciddi sonuçlar doğurabileceğini göz önünde tutmanız gerekir. Mali durumunuz avukat tutmaya uygun değilse bulunduğunuz il Barosuna başvurarak “Adli Yardım” kapsamında ücret ödemeksizin avukat atanmasını talep etme hakkına sahip olduğunuzu unutmayınız.

Dava Nasıl Açılır?


Yukarıda maddeler halinde sayılan hususları içeren dilekçenizle ilgili mahkemeye başvurunuz. Mahkeme görevlileri yatırmanız gereken harç tutarını ve vermeniz gereken posta giderini hesaplayarak size bildireceklerdir. Harcı yatırdığınıza dair makbuzu ve gereken tutarda posta pulunu dilekçeniz ile birlikte teslim ettiğinizde davanız açılmıştır. Size teslim edilecek belgede davanızın görüleceği mahkeme (Örneğin; Ankara 2. İdare Mahkemesi) ve davanıza ait “esas numarası” bulunacaktır. Esas numarası davanın açıldığı yıl ve dosyanın o yıl içinde açılan kaçıncı dava olduğunu gösteren iki bölümden oluşmaktadır (Örneğin; 2009/198). Bu aşamadan sonra yapacağınız tüm işlemleri o mahkeme ile ve belirtilen “esas numarası” ile yapmanız gerekir. (Örneğin; Ankara 2. İdare Mahkemesi Esas No:2009/198)

Adresim Değişirse Ne Olur?


Mahkeme sizinle posta aracılığı ile iletişim kuracaktır. Bu nedenle adresiniz değiştiğinde vakit kaybetmeksizin yeni adresinizi bir dilekçe ile mahkemeye vermeniz gerekir. Adresinizde bulunamadığınız takdirde mahkemenin olası taleplerinden haberdar olamayacağınız için bu talepleri yerine getirmeniz mümkün olmayacaktır. Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinize, bilinen en son adres olarak tebligat yapılır. Bu adreste hiç oturmamış olsanız veya adresten ayrılmış olsanız bile, tebliğ memuru tebliğ edilecek evrakı, o yerin muhtarı veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder. Ayrıca teslim edilen yerin adresini ihbarnameye yazarak, bu ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. Kapıya yapıştırma tarihi tebliğ tarihi sayılır.

Dava Açtığımda İlgili İşlem Kendiliğinden Durur mu?


Bir hakkınızın ihlal edildiğini düşünerek idare mahkemesine dava açtığınızda idarenin o işlemi durmaz. Bunu mahkemeden ayrıca talep etmeniz gerekir. Mahkeme idarenin o işleminin hukuka açıkça aykırı olduğunu ve telafi edilmesi imkânsız zararlar doğuracağını tespit ederse bu sonuçların doğmasını önleyecek bir tedbir olarak “yürütmenin durdurulması” yoluna gider.

“Yürütmenin Durdurulması” Ne Demektir?


İdarenin dava konusu ettiğiniz işleminin dava sonuçlanıncaya kadar dondurulması anlamına gelir. Örneğin; evinizin yıkılmasına karar verilmişse ve siz bu kararın hukuka aykırı olduğunu düşünüyorsanız idare mahkemesine başvurarak evinizin yıkılmasına dair kararın iptal edilmesini talep edebilirsiniz. Ancak dava sonuçlanıncaya kadar eviniz çoktan yıkılmış olacağı için davayı kazansanız bile adalet yerine gelmiş olmayacaktır. Bu gibi durumlarda dava açarken “yürütmenin durdurulmasını” talep etmeniz gerekir. Dilekçenizin konu kısmına ve talep kısmına mutlaka “yürütmenin durdurulması taleplidir” ibaresini koymanız gerekir.

“Yürütmenin Durdurulması” Talepli Örnek Dava Dilekçesi

…………………………. İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA
‘’Yürütmenin Durdurulması Taleplidir.’’
DAVACI : Adı ve Soyadı ( T.C.No:………. ) Açık adresi.
DAVALI : Milli Eğitim Bakanlığı (İnsan Kaynakları Genel Müdürlüğü)
DAVANIN KONUSU : Davalı idare tarafına ………. Üniversitesinden ……… Enstitüsü den alınan ‘’Ders aşamasında olduğumu ve derslerde %70 devam zorunluluğunu gösteren Öğrenci Belgemi’’ dayanak gösteren ve benim bulunduğum ilde çalışmam gereken süreyi tamamlayarak ve atama şartlarına sahip olarak atama hakkına haiz iken beni bu haktan açık bir şekilde yaralanabileceğimi gösterir dilekçeyle öğrenim gördüğüm ………… İline Öğrenim Özrümden dolayı yer değiştirme işlemimin yapılması istemime karşı, Davalı idarenin 23.08.2012 tarih ve B.08.0.İKG.0.01.03………….. sayılı RED CEVABININ iptali isteminden ibarettir
İPTALİ İSTENİLEN İDARİ İŞLEM: …………. İline Öğrenim Özrümden dolayı yer değiştirme işlemimin yapılması istemime karşı, Davalı idarenin 23.08.2012 tarih ve B.08.0.İKG.0.01.03.00-………….sayılı RED CEVABININ iptali isteminden ibarettir
TEBLİĞ TARİHİ : . 04/09/ /2012
DAVANIN İZAHI : Bakanlığın tayini ile ……….. tarihinde itibaren ………İli/ilçesi ……. İlkokulu’nda ………… olarak görev yapmaktayım. …………… Üniversitesi ……….. Entitüsü ……………….. Öğrencisi olup; ‘’Ders aşamasında olduğumu ve derslerde %70 devam zorunluluğunu gösteren Öğrenci Belgemi’’ dayanak gösteren ve benim bulunduğum ilde çalışmam gereken süreyi tamamlayarak ve atama şartlarına sahip olarak atama hakkına haiz iken beni bu haktan açık bir şekilde yaralanabileceğimi gösterir dilekçeyle öğrenim gördüğüm Malatya İline atamamın yapılması için Davalı İdareye yaptığım başvuru dava konusu işlemle reddedilerek mağduriyetime sebep olunmuştur. Dava konusu işlemde Hukuka uyarlık bulunmamakta olup, iptal edilerek mağduriyetimin giderilmesi hakkaniyet gereğidir. Anayasadan doğan ve Yönetmelikle verilen bir hak kılavuz ile alınmaktadır. ***Normlar Hiyerarşisinde Kılavuzlar yönetmeliklere aykırı olamaz. Milli Eğitim Bakanlığının yeniden yapılandırılması ile ilgili 14.09.2011 tarih ve 652 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri hakkındaki Kanunun Hükmünde Kararnamenin 37/3. Maddesinde ;“Öğretmenlerin Bakanlıkça belirlenen hizmet bölge veya alanlarında en az üç eğitim öğretim yılı görev yapması esastır. Bunların yer değiştirme suretiyle atamaları her yıl yapılan atama plan ve programları çerçevesinde eğitim öğretim faaliyetlerini etkilemeyecek şekilde sonuçlandırılır. Bakanlıkça belirlenen özür gruplarına bağlı yer değiştirmeler ise yaz tatillerinde yapılır.”denilmektedir. Bakanlık tarafından belirlenen özür gruplarının ***Ne olduğu; YÖNETMENLİKLE (35.Madde ve 38 Madde ile) belirlenmiştir.
Şöyle ki; 2012 Öğretmenlerin Özür durumuna Bağlı Yer Değiştirme Kılavuzda Öğrenim Özrü sebebi ile yer değişikliği hakkı açık bir şekilde verilmemiştir. Ama 2012 Öğretmenlerin Özür durumuna Bağlı Yer değiştirme Kılavuzu’nun 1. GENEL AÇIKLAMALAR Kısmının 1.19. Maddesi’nin; ‘’Bu kılavuzda yer almayan hususlarda Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmenlerinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği, diğer ilgili mevzuat ve Bakanlık açıklamaları çerçevesinde işlem yapılacaktır.’’ Zaten anılan kılavuz MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI ÖĞRETMENLERİNİN ATAMA VE YER DEĞİŞTİRME YÖNETMELİĞİ esas alınarak hazırlanmıştır. Bu yönetmeliğin “Özür Durumuna Bağlı Yer Değiştirmeler” başlıklı 35. Maddesinde “Öğretmenler, sağlık, eş ve öğrenim durumu özürleri nedeniyle özür gereklerinin karşılanabileceği yerlere yer değiştirme isteğinde bulunabilirler. Ancak bu özürler nedeniyle yer değişikliği istekleri, hizmet gerekleri ile özür durumlarının birlikte karşılanması temelinde değerlendirilir.” denilmektedir.
Aynı zamanda; Davalı Bakanlık 2012 Öğretmenlerin Özür durumuna Bağlı Yer Değiştirme Kılavuzda tarafıma öğrenim özründen yararlanma imkanı verilmemiştir. Bu işlem, Uluslararası Hukuka, T.C. Anayasası’na ve Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmenlerinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğine aykırıdır.
İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ ( 26.MADDESİ)
26. Maddesi’nde ;“Herkes eğitim hakkına sahiptir. Eğitim, en azından ilk ve temel eğitim aşamasında parasızdır. İlköğretim zorunludur. Teknik ve mesleksel eğitim herkese açıktır. Yüksek öğretim, yeteneklerine göre herkese tam bir eşitlikle açık olmalıdır.”
T.C. ANAYASASI: (MADDE 42, MADDE 10)
“Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi” başlıklı;
MADDE 42– (1) “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.”
“Kanun önünde eşitlik” başlıklı;
MADDE 10.– “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
(Ek fıkra: 7/5/2004-5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. (Ek cümle: 7/5/2010-5982/1 md.) Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.
(Ek fıkra: 7/5/2010-5982/1 md.) Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet Organları ve İdare Makamları Bütün İşlemlerinde (…)* kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”
MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI ÖĞRETMENLERİNİN ATAMA VE YER DEĞİŞTİRME YÖNETMENLİĞİNİN ( MADDE 35,MADDE 38)
“Özür durumuna bağlı yer değiştirmeler” başlıklı;
MADDE 35 – (1) “Öğretmenler, sağlık, eş ve öğrenim durumu özürleri nedeniyle özür gereklerinin karşılanabileceği yerlere yer değiştirme isteğinde bulunabilirler.”
“Öğrenim durumu özrü” başlıklı;
MADDE 38 – (1) “Bu Yönetmelikle öngörülen zorunlu çalışma yükümlülüğünü tamamlayan öğretmenlerden; yurt içindeki yüksek öğretim kurumlarında bilimsel hazırlık, yabancı dil hazırlık ve tez dönemi dâhil tezli/tezsiz yüksek lisans veya doktora eğitimine kayıtlı olan öğretmenler, lisansüstü öğrenim gördükleri yükseköğretim kurumlarının bulunduğu yere görev yerlerinin değiştirilmesini isteyebilirler.” şeklinde düzenlenmiştir.
Yukarda belirtilen yasal düzenlemelerde, eğitim-öğrenim hakkı güvence altına alınarak, Öğretmenlere Öğrenim Özrüne Bağlı Yer Değişikliği hakkı getirilmiş iken, Davalı idare tarafından Öğrenim Özründen yer değişikliği ise engellenmiştir. Bu durum Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırılık arz etmektedir.
Öğretmenlerin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğine olarak düzenlenen 2012 Öğretmenlerin Özür durumuna Bağlı Yer Değiştirme Kılavuzda dayanılarak haklı başvurum idare tarafından hukuka aykırı olarak reddedilmiştir. Oysa 06.05.2010 tarihli Öğretmenlerin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinin ilgili maddesinde çok açık bir şekilde “Öğretmenler, sağlık, eş ve öğrenim durumu özürleri nedeniyle özür gereklerinin karşılanabileceği yerlere yer değiştirme isteğinde bulunabilirler. Ancak bu özürler nedeniyle yer değişikliği istekleri, hizmet gerekleri ile özür durumlarının birlikte karşılanması temelinde değerlendirilir.” hükmüme yer verilmiştir. Ancak ilgili yönetmelikten sonra çıkarılan ve açıkça yönetmeliğe göre eksik düzenlenen 2012 Öğretmenlerin Özür durumuna Bağlı Yer Değiştirme Kılavuzunda bile 1. GENEL AÇIKLAMALAR Kısmının 1.19. Maddesi’nin; ‘’Bu kılavuzda yer almayan hususlarda Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmenlerinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği, diğer ilgili mevzuat ve Bakanlık açıklamaları çerçevesinde işlem yapılacaktır.’’ İbaresi bile varken bunu ve ilgili yönetmelik açık ve net bir şekilde belirten tayin istemli dilekçeme bile bu kılavuza dayanılarak haklı başvurum reddedilmiştir.
Bu kadar açık net olan yönetmenlik ve yasal düzenlemelere rağmen benim eğitim özründen yer değişikliğim engellendi. Bu durum Anayasanın Eşitlik İlkesinde aykırılık arz etmektedir. Yapılan bu işlemde İdare, açıkça Anayasanın 42. Maddesi ve MEVCUT Yönetmeliğe aykırı hareket ederek mağduriyetime sebebiyet vermiştir. İdarenin tesis etmiş olduğu bu işlem keyfi hareketinin bir neticesidir. Bu kapsamda işlemin iptali zaruri hale gelmiştir.
Hukuksal olarak İdarece tesis edilen işlemlerin sürekli ,tutarsız ve ani bir şekilde değişmesi, hukuki istikrar ve belirliliği yok ederken, bu değişikliklerin geçmişte tamamlanmış ve/veya kazanılmış haklara geriye dönük olarak uygulanması belirlilik ve istikrarın yanı sıra hukuki güvenliğin de zedelenmesine sebep olmaktadır. Hukuki güvenlik ilkesi, hukuk kurallarında sık sık değişiklikler yapılarak hukuki istikrarı ve belirliliği yok eden kurallar ihdas edilmemesi, geriye yürüyen kuralların kazanılmış haklara dokunmadan bireylerin temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alması gerektiğini ifade eder. Henüz mevcut olmayan ve dolayısıyla ilgililerin bilmediği bir dönemde bir idari işlemi uygulamak hukuk güvenliğini sarsar. Hukuki güvenlikten bahsedilebilmesi için öncelikle hukuk kurallarının öngörülebilir olması gerekir. Hukuki güvenlik sadece bireylerin devlet faaliyetlerine duyduğu güveni değil, aynı zamanda yürürlükteki mevzuatın süreceğine duyulan güveni de içerir. Anayasa Mahkemesi’ne göre ise hukuksal güvenlik, yasal ilkelerin getireceklerinin bilinir ve varsayılır olması, bireylerin geleceklerini yasal kuralları incelediklerinde çözebilmeleridir. Hukuki güvenlikten bahsedilebilmesi için öncelikle hukuk kurallarının öngörülebilir olması gerekir. Bu durum hukuk devleti ilkesinin bir gereği olduğu kadar Anayasa’nın 5. maddesiyle devlete yüklenen, vatandaşların refah, huzur ve mutluluk içinde yaşamalarını sağlama, maddi ve manevi varlıklarını geliştirmek için gerekli ortamı hazırlama ödevinin bir sonucudur. Yıllardır verilen bir hak olan Öğrenim Özrü ortada yönetmelikle yapılmış bir düzenleme olmaksızın kılavuz ile eğitim çalışanlarının elinden alınmıştır. Tesis edilen işlem açık ve net olarak hukuka aykırıdır ve iptali gerekmektedir.
Öğretmenlerin daha iyi yetişmeleri, bilgi ve birikimlerini artırmaları ve mesleki kariyerleri açısından yüksek lisansın ne denli önem arz ettiği ortadadır. Oysaki 652 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun Hükmündeki Kararnamede ve Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinde yer alan ‘özür grubu’ ifadesi; sağlık, eş ve öğrenim durumu özürlerini kapsamaktadır. Öğretmenlerin daha iyi yetişmeleri, bilgi ve birikimlerini artırmaları ve mesleki kariyerleri açısından yüksek lisansın ne denli önem arz ettiği ortadadır. Böyle bir durumda Anayasanın 42. maddesi ,652 sayılı KHK ve YÖNETMENLİKLE ‘öğrenim durumu özrü’ne yer verilmesine rağmen kılavuzda bu yönde bir hükme yer verilmemesi hak ihlali teşkil etmektedir. Yapılan bu uygulama eğitim özrü sebebi ile yer değiştirme isteyen öğretmenlerin alanlarında ya da alanları dışında kendilerini geliştirmelerinin engellenmesidir. Eğitim ve Öğretimin kalitesinin artırılması için öğretmenlerin lisansüstü öğrenim görmeye teşvik edilmesi gerekli iken bu şekilde bir işlemin yapılması eğitim ve öğretim için var olan bir bakanlığa hiç yakışmamaktadır. Anayasanın 42. maddesinin 1. fıkrasında, “kimsenin eğitim ve öğretim haklarından yoksun bırakılamayacağı” belirtilmektedir. Yönetmelikle verilen bir hak kılavuz ile alınmaktadır. ***Normlar Hiyerarşisinde Kılavuzlar yönetmeliklere aykırı olamaz. Milli Eğitim Bakanlığının yeniden yapılandırılması ile ilgili 14.09.2011 tarih ve 652 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri hakkındaki Kanunun Hükmünde Kararnamenin 37/3. Maddesinde “Öğretmenlerin Bakanlıkça belirlenen hizmet bölge veya alanlarında en az üç eğitim öğretim yılı görev yapması esastır. Bunların yer değiştirme suretiyle atamaları her yıl yapılan atama plan ve programları çerçevesinde eğitim öğretim faaliyetlerini etkilemeyecek şekilde sonuçlandırılır. Bakanlıkça belirlenen özür gruplarına bağlı yer değiştirmeler ise yaz tatillerinde yapılır.”denilmektedir. Bakanlık tarafından belirlenen özür gruplarının Ne olduğu; YÖNETMENLİKLE (35.Madde ve 38 Madde) belirlenmiş ve buna dayanarak Kılavuz yayınlanmıştır.
Yukarıda maddelerinden söz edilen Yönetmelik halen yürürlüktedir. O zaman bakanlıkça yönetmelikte var olan düzenlemeye göre hareket etmek zorundadır. Keyfi olarak yönetmeliği görmezden gelmek istediği durumda başvuru hakkı verirken istemediği durumda vermemek Hukuki güven ilkesine aykırılık arz etmektedir.
Davalı idare 2012 Öğretmenlerin Özür Durumuna Bağlı Yer Değiştirme Kılavuzu’na dayanılarak haklı başvurum idare tarafından hukuka aykırı olarak reddedilmiştir. Eksik düzenlenen 2012 Öğretmenlerin Özür durumuna Bağlı Yer Değiştirme Kılavuzunda bile 1. GENEL AÇIKLAMALAR Kısmının 1.19. Maddesi’nin; ‘’Bu kılavuzda yer almayan hususlarda Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmenlerinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği, diğer ilgili mevzuat ve Bakanlık açıklamaları çerçevesinde işlem yapılacaktır.’’ İbaresi bile varken bunu dilekçemde açık ve net bir şekilde belirttiğim halde başvurum red edilmiştir. Oysa 06.05.2010 tarihli Öğretmenlerin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinin ilgili maddesinde çok açık bir şekilde “Öğretmenler, sağlık, eş ve öğrenim durumu özürleri nedeniyle özür gereklerinin karşılanabileceği yerlere yer değiştirme isteğinde bulunabilirler. Ancak bu özürler nedeniyle yer değişikliği istekleri, hizmet gerekleri ile özür durumlarının birlikte karşılanması temelinde değerlendirilir.” hükmüne yer verilmiştir. HALEN BUGÜN İTİBARİ İLE YÜRÜLÜKTE OLAN (YANİ HAYATTA OLAN) bu yönetmenlik ile Davalı İdare , bu yönetmenlik halen yürürlükteyken ve bu yönetmenliğe dayanarak atama kılavuzları hazırlanırken ve atamalar yapılırken ANAYASANIN EŞİTLİK İLKESİNE ve MEVCUT YÖNETMENLİĞE açıkça aykırı davranmış ve benim bulunduğum ilde çalışmam gereken süreyi tamamlayarak ve atama şartlarına sahip olarak atama hakkına sahip iken beni bu haktan açık bir şekilde mağdur etmiştir. Davalı İdare hem Anayasanın 42. Maddesini, hem İnsan Hakları Sözleşmesini (26.Maddesi) ve en Önemlisi Mevcut Yönetmenliği (35 ve 38. Maddesi’ni) ve aşağıda belirtilen Hukuksal emri de yok saymıştır.
“Kanun önünde eşitlik” başlıklı;(Ek fıkra: 7/5/2010-5982/1 md.)
’’Devlet Organları ve İdare Makamları BÜTÜN İŞLEMLERİNDE (.)* kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.’’ Hukuksal emri dikkate almamıştır.
Kozalist niteliği gereği, hukuk devletinin içinde yer alan tüm Tüm Hukuksal Varlıkların ,her ne şekil olursa olsun bütün davranışlarının hukuka uygun bir sebebe dayalı olması zorunlu olduğundan; Anayasamızın 42. Maddesi ,İnsan hakları sözleşmesi,KHK ve Öğretmen Atama yer değiştirme yönetmenliğinin (35 ve 38. Maddesi) hukuksal ve dinamik bir vücutken bu hukuksal varlıklar yok sayılarak benim bulunduğum ilde çalışmam gereken süreyi tamamlayarak ve atama şartlarına sahip olarak atama hakkına haiz iken beni bu haktan açık bir şekilde mağdur etmiştir , mağdur olduğumdan 2577 Sayılı Yasanın 27. Maddesinin 2 Numaralı Bendi gereğince “idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilirler.” denilmektedir. Ayrıca 27. Maddesinin 4 Numaralı Bendi, “Yürütmenin durdurulması istemli davalarda 16. maddede yazılı süreler kısaltılabileceği gibi, tebliğin memur eliyle yapılmasına da karar verilebilir.” hükmüne amirdir. Dava konusu işlem açıkça hukuka aykırı olduğundan ve söz konusu atama işleminin yapılmaması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğacağı aşikâr bulunduğundan dolayı; 27. Maddede aranılan şartların da oluştuğu dikkate alınarak, davalı idarenin savunması alınmaksızın yürütmenin durdurulması kararın verilmesi gerekmektedir.
Yukarıda izah ettiğim nedenlerle işbu davanın açılması zarureti hasıl olmuştur
Takdir Mahkeme’nindir.
HUKUKİ SEBEPLER : T.C. Anayasası ( 42. Maddesi ), İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi( 26. Maddesi), 14.09.2011 tarih ve 652 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri hakkındaki KHK, Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmenleri Atama ve Yer Değiştirme Yönetmenliği ( 35 Maddesi ve 38 Maddesi ) vs. ilgili tüm yasal mevzuat.
DELİLLER : Hizmet Belgesi, Öğrenim belgesi, 23.08.2012 tarih ve B.08.0.İKG.0.01..03.00-………….. sayılı işlem, MEBBİS’de Başvuru hakkı verilmediğine dair Ekran çıktısı, Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmenlerinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği, 2012 Öğretmenlerin Özür durumuna Bağlı Yer Değiştirme Kılavuzunun 1. GENEL AÇIKLAMALAR Kısmının 1.19. Maddesi, vs Hukuki deliller.

SONUÇ VE TALEP : Yukarıda arz ile izahına çalıştığım ve mahkemenin re’sen gözeteceği sair hususlar nedeni ile;
1) Çalıştığım Kurumun İdaresine dilekçe ile başvurarak ve Üniversite Öğrenim belgesini de ibraz ederek Öğrenim Özrümden dolay yer değiştirme işlemimin yapılmasına dair talebime karşı Davalı idarenin 23.08.2012 tarih ve B.08.0.İKG.0.01.03………./………. sayılı RED CEVABININ İPTALİNE ,
2) Tüm yargılama harç ve masrafının karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesi hususunda gereğini saygılarımla arz ile talep ederim.

DAVACI
Adı ve Soyadı
İmza
EKLER :
1) İdarenin 23.08.2012 tarih ve B.08.0.İKG.0.01..03……/…… sayılı Red cevaplı işlemi ,
2) Atama talepli dilekçem
3) Öğrenim Belgesi ,
4) Zorunlu çalışma yükümlüsü olmadığıma dair Kişisel Bilgiler Modülünde MEBBİS ekran çıktısı
5) Hizmet Belgesi ,
6) 2012 Öğretmenlerin Özür Durumuna Bağlı Yer Değiştirme Kılavuzu
7) 06.05.2010 tarihli Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmenlerinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği

İdari Yargılama Usulünde Kanun Yolları Sonucunda verilen kararlar nelerdir?


İlk derece mahkemelerinin verdikleri ara kararlara, görev itirazı üzerine verilen görevsizlik kararlarına ya da yürütmenin durdurulması talepleri hakkında verilen kararlara karşı kanun yollarına başvurulamaz. Yargı kararlarının değişmezlik kuvvet ve niteliğine “kesin hüküm” denilmektedir.

Kesin hüküm şekli ve maddi olmak üzere ikiye ayrılır. Şekli anlamda kesin hükmün amacı bir davanın sona ermesine hizmet etmektir. Bir hükmün şekli anlamda kesinlik kazanabilmesi için mutlaka esasa ilişkin bir karar olması gerekmez. Usul ve şekle ilişkin kararlar da şekli anlamda kesinlik kazanma niteliğine sahiptir. Şekli anlamda kesinliğin sonuçları; bu karara karşı normal yasa yollarına gidilemez. Şekli anlamda kesinlik maddi anlamda kesinliğin ön şartıdır. Yani hüküm şekli anlamda kesinleşmeden maddi anlamda kesinleşemez. Maddi anlamda kesinlik, şekli anlamda kesinlik kazanmış kararlara tanınan kanuni kesinlik vasfıdır.

İdari yargıda kesin hükmün bazı istisnaları bulunmaktadır. Bunlar: Açıklama, yanlışlıkların düzeltilmesi, kararın düzeltilmesi ve yargılamanın yenilenmesidir. Yanlışlıkların düzeltilmesi yalnızca maddi hataların düzeltilmesi için başvurulacak bir yol olduğundan ve hukuki yanlışlıkların düzeltilmesi için kullanılamayacağından; ve açıklama da yargılama neticesinde verilen kararın açık ve anlaşılır olmaması durumunda taraflardan her birinin kararın açıklanması ve aykırılığın giderilmesine hususunda mahkemeye talep yöneltmesine ilişkin olduğundan, İdari Yargılama Usulünde Kanun Yolları kapsamında ele alınması doğru olmayacaktır.

Yukarıda izah edilen nedenlerle, kesin hükme ulaşma çabası doğrultusunda ve bir o kadar da kesin hükmün elde edilmesi sürecini uzatan mahkemelerin kararlarına karşı gidilecek kanun yolları sonucunda verilen kararları sırasıyla, temyiz, itiraz, kanun yararına itiraz, kararın düzeltilmesi ve yargılamanın yenilenmesi başlıklarıyla ele alacağız. Konunun kolay izahı ve hatırlatma açısından kanun yollarının kısa tanımı ve özellikleri üzerinde durulduktan sonra, kanun yolları sonucunda verilecek kararları ve sonuçlarını belirteceğiz.

Temyiz Nedir?


Olağan kanun yollarından olan temyiz, ilk derece mahkemeleri tarafından verilen nihai kararların üst mahkeme tarafından hukuka uygunluk bakımından denetlenmesidir. İYUK md. 46-50 arasında düzenlenen temyiz, itirazdan farklı olarak işin maddi yönü ile ilgilenmemekte, aksine sadece hukuki yönden kararları irdelemektedir. İdare mahkemesinin ve Danıştay dairesinin nihai kararları, kararda bir hukuk kuralının yanlış uygulanması durumunda temyiz edilebilecek ve ilk derece mahkemesinin kararı sadece hukuka uygunluk bakımından inceleme konusu yapılacaktır. Temyiz merci temyiz ve cevap dilekçelerinde ileri sürülen temyiz sebepleri ile bağlı olmamasına rağmen, yeni bilgi ve belge araştırması, olay ve delil araştırması yapamaz ve ancak dosya üzerinden inceleme yapabilir. Dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda, tarafların ileri sürmediği bir temyiz nedeni bulursa, bozma kararı verecektir.
İlk derece mahkemelerinin bütün kararlarına karşı temyiz yolu açık değildir ve bu kararların temyiz edilebilmeleri için bir takım şartlarınvarlığı gerekmektedir. İdari yargının görevli olduğu konularda davanın görev ve yetki yönünden reddedilerek dosyanın görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesi, kanun hükmü uyarınca temyiz edilemeyecek kararlardandır.

Temyiz İncelemesi Nasıl Yapılır?


Danıştay dava daireleri ile idare mahkemelerinin nihai kararlarına karşı tebliğ tarihini izleyen otuz gün içinde Danıştay’da temyiz yoluna başvurulması gerekmektedir. Kararı veren Danıştay dairesi veya mahkeme, temyiz dilekçesine karşı cevap dilekçesi verildikten sonra veya cevap süresi geçtikten sonra, dosyayı Danıştay’a veya Kurula gönderir. Temyiz süresi geçtikten sonra yapılan temyiz başvuruları, kararı temyiz edilen yargı yerince ‘süre aşımı’ nedeniyle reddedilir. İlk derece yargı yeri kararlarından olan temyiz isteminin süreden reddine ilişkin kararlar ile temyiz isteminde bulunulmamış sayılmasına ilişkin kararlara karşı yedi gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir (İYUK m. 48/6).
Danıştay’a gelen dosyalar, ilk inceleme yapılabilmesi için bir tetkik hakimine verilir (DK m. 62). İlk incelemede bir sakatlık bulunmazsa, ilgili daire ya da kurulca temyiz isteminin yerinde olup olmadığı karara bağlanır. Ön inceleme aşamasında eksiklik tespit edilen bazı durumlarda, özellikle süreye ilişkin hususlarda dosya ilk derece mahkemesine gönderilmeyerek, karar temyiz yeri tarafından verilir. Sakatlık varsa başvuru reddedilir.

Temyiz İncelemesi Sonucu Verilebilecek Kararlar ve Sonuçları Nelerdir?


Temyiz yeri olan Danıştay, temyiz incelemesi neticesinde bozma, onama, düzelterek onama ve kısmen onama, kısmen bozma kararlarından birini vermek durumundadır.

1. Bozma Kararları:

Danıştay tetkik hakimi tarafından yapılan inceleme sonucunda ön koşullar yönünden bir eksiklik görülmediği takdirde, ilk derece mahkemesinin kararında bozma sebeplerinin bulunup bulunmadığı karara bağlanır (İYUK m. 49). Bozma sebeplerinin bulunması halinde karar bozularak dosya ilk derece mahkemesine geri gönderilir. Temyiz mercii, ileri sürülen temyiz sebepleri ile bağlı değildir. İleri sürülmeyen bir temyiz sebebinin bulunması halinde de karar bozulur. Kararın bozulması icraya konulmuş olan ilk derece mahkemesinin kararının icrasını kendiliğinden durdurur. İlk derece yargı yeri, bozma sınırları içinde dosyayı öncelikli işlerin önüne alarak inceler ve yeniden bir karar verir (İYUK m. 49/3). Ancak bunun için bozma kararının taraflara tebliğ edilmesi gerekir. Aleyhine hüküm verilen taraf tebliği izleyen günden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yoluna başvurabilir. Bu durumda ilk derece mahkemesinin karar düzeltme başvurusunun sonucunu beklemesi gerekmektedir. Karar düzeltme yoluna başvurulmaması ya da başvurulsa bile bu başvurunun reddi durumunda ilk derece mahkemesi Danıştay kararı doğrultusunda dosyayı öncelikli olarak inceleyerek davanın esası hakkında yeniden bir karar verir. İlk derece mahkemesi bozma kararı üzerine, kararını verirken iki farklı şekilde hareket edebilir.
İlk derece mahkemesinin bozmaya uymayarak eski kararında ısrar edip ‘direnme kararı’ vermesi mümkündür. Bu durumda, ilk derece mahkemesinin direnme kararı da temyiz edilebilir. Direnme kararının temyiz incelemesi Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunda yapılır. Bu kurul Danıştay dairesinin bozma kararını uygun bulursa, mahkemenin direnme kararını bozar. Aksi halde idare mahkemesinin kararını onaylar. Danıştay daireleri ve mahkemeler, Dava Daireleri Kurulunun kararlarına uymak zorundadırlar (İYUK m. 49/4).

İlk derece mahkemesinin temyiz incelemesi sonucunda verilen bozma kararına uyma kararı vermesi de mümkündür.

2. Onama Kararları:

Yapılan inceleme sonucunda temyiz sebeplerinden hiçbiri mevcut değilse temyiz istemi reddedilirve temyiz edilen karar onanır. Bu kararla birlikte ilk derece mahkemesinin kararı kesinleşmiş olur. Bu karara karşı ancak İYUK m. 54 uyarınca kararın düzeltilmesi yoluna gidilebilir.

3. Düzelterek Onama Kararları:

Temyiz incelemesi sonunda karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkünse, karar düzeltilerek onanır (İYUK m. 49/2). HMK uyarınca; kararda tespit edilen sakatlık sadece rakam-yazım hatası gibi maddi yanlışlıktan ibaret ise kararı bozup mahkemeye göndermek yerine, kararın düzeltilerek onanması yoluna gidilir. Aynı şekilde, HMK son uyarınca hükmün sonucu esas bakımından usul ve kanuna uygun olmakla beraber gerekçesi doğru değilse, temyiz yerinin, gerekçeyi düzelterek onama kararı vermesi uygun olacaktır.

4. Kısmen Onama ve Kısmen Bozma Kararları:

Temyiz incelemesi sırasında, uyuşmazlığın Danıştay’ın görevine girdiği anlaşılırsa, Danıştay davayı esastan karara bağlar. Danıştay’da kararın kısmen onanması ve kısmen bozulması da mümkündür. Ancak kararın kesinleşen kısmının, Danıştay kararında belirtilmesi gerekir (İYUK m. 49/5). Onanan kısım kesinleşmiş olur. İlk derece mahkemesi bozulan kısım bakımından yeni bir karar verir.