Türkiye'de Hukuk ve Adalet

Hüseyin GÜN
Mobbingder Genel Başkanı

Dürüst, ilkeli, adil ve vicdanlı hâkimleri, savcıları ve avukatları tenzih ediyorum.

Türkiye, bir türlü demokrasi ve hukuk devleti olamamış bir ülkedir. Hukuk devleti olma adına bir çabası da yoktur. AB, Türkiye’yi bu nedenle üyeliğe kabul etmemektedir. Türkiye’de devlet, kurumsallaşmamıştır. Kurumsal olmayan kurum ve kuruluşlar, asla kurumsal olamazlar. Aksini söyleyen yalan söyler. Siyasiler güçlü olunca, devleti oluşturan kurum ve kuruluşlar, salkım söğüt ağacı gibi boyun eğerek siyasilerin hegemonyasına girmektedir. Bu ülkede olmayan tek şey adalettir.

Şu mahkemelere bakın; bir günde 40-60 dosyaya bakan hâkimlerden adalet değil, adaletsizlik beklenir. Hâkimler, hukuk fakültelerini bitirip mesleğe başlayınca, birçoğu bir daha kitap okumuyor. Dava dosyası okumaktan yorgunlar. Çok nadiren dürüst, ilkeli ve vicdanlı hâkimleri bir kenara bırakırsak, bu ülkede gerçek hâkim ve savcı bulmak hayalden başka bir şey değil. Hâkim ve savcılar, beni mahkemeye verebilirler. Elbette söz konusu kendileri olunca, beni mahkûm da edebilirler. Bu da, bu meslekleri icra edenlerin ne kadar adil olmadığını ortaya koyar.

Ben Türkiye’de hak arayanlara her zaman şunu söylüyorum: “Burası Türkiye, gerçek mahkeme bulmayı hayal etmeyin.” Körün taşı gibi, ya tutarsa. Dava açanlara sorun; sonuç aldınız mı? Dava açtığınız için mutlu musunuz? Hâkim ya da savcı sizi dinledi mi? Avukatınız ciddiyetle dilekçenizi yazdı mı? Size gerekli bilgileri verdi mi? Sorusuna verilen cevaplar genelde hayırdır. Bu ülkede olağanüstü gücünüz yoksa, yandınız demektir.

Türkiye’de “Kanun adamlarına hukuka güveniyor musunuz?” sorusunu sorduğunuzda, onlar da güvenmediklerini söylüyorlar. Bunlar kendilerini adalet dağıtan olarak da görmüyorlar. Bulundukları konumun bir toplum için ne denli önemli olduğunun da farkında değiller. Bunlar, suya sabuna dokunma, risk alma, direnme, geleni erteleme, sıradakini listeye ekleme gibi bir yaklaşım sergiliyorlar. Canı yanan kim olursa olsun, dosyayı okumana gerek yok, ver kararını geç diyorlar.

2008 yılından önce, hayatımda ne davalı ne davacı olarak, ne idari yargı ile ne de diğer mahkemelerle bir ilişkim olmadı. 2008 yılından sonra davacı olarak hem idari yargıda hem de hukuk mahkemelerinde davalar açtım ve savcılığa suç duyurusunda bulundum.

Birçok insanın davasını da yakından takip ettim. Davayı bir açan pişman, bir de açmayan. Siz ne yazarsanız yazın, dilekçeniz uzun ya da kısa fark etmez; bir hâkim gördüm, dosyanın tamamını okumuştu. Onun dışında görmedim. Hâkimin sorduğu sorulardan, dosyaya göz atıp atmadığı hemen belli oluyor. Ben hiç kusurum olmadığı halde, idari yargıya kendimi anlatamadım. Savcıya kendimi anlatamadım. Savcıyı şikâyet etmek zorunda kaldım; “kınama” disiplin cezası aldı ama suçlulara yaptırım uygulanmadı. Beş yıldır mahkeme psikolojisinin ne olduğunu öğrendim.

Bu mahkeme psikolojisi, Türkiye’ye özgü yeni bir psikoloji dalı olsa gerek. Davayı açıyorsunuz, masrafı canınızı yakıyor. Açtınız, takip edemiyorsunuz. Avukat durmadan para istiyor. Ne olacak davanın sonu diye merak içinde bocalıyorsunuz. Sonuç beklediğiniz gibi çıkmazsa, yargılama giderleri ve karşı taraf vekilinin ücreti derken, sıfıra sıfır, elde var eksi beş oluyor. Davayı açmak yetmiyor; maddi ve manevi anlamda zarar gördüğünüz gibi, uğradığınız haksızlık size kar kalıyor. Yıllarca kâbus yaşıyorsunuz. Dava lehinize de sonuçlansa, artık bir anlamı kalmıyor. Geciken adalet, adalet değildir. Klasik sözü anlamını buluyor.

Esnafın biri, pire ilacı yeni geldi, pireleri hemen öldürüyor, orijinal bunlar diye reklam yaparken, köylü “kaç lira?” diye sorar. Esnaf “100 lira” deyince, köylü “çok pahalı, başka yerde 10 liraya satıyorlar” der. Esnaf, “ama benim ilacım çok kaliteli” der. Köylü, pireden mustarip olduğu için 100 lirayı verir ve ilacı alır. Köylü, ilacı sıkıyor; pireler ölmüyor. Defalarca sıktıysa da pireler yine ölmüyor. Şişeyi kaptığı gibi esnafa gelir. Bu ilaç, pireyi öldürmediği gibi, aksine çoğaltıyor sanki der. Esnaf da “nasıl sıkıyorsun?” diye sorar. Köylü, “diğer ilaçlar gibi pompaya döküyorum, üzerine su katıyorum ve karıştırıyorum, sıkıyorum” der. Esnaf, “sen yanlış sıkıyorsun, ondan ölmüyor” der. Köylü, “o halde, ilaca ne gerek var, elimle öldürürüm” der. Esnaf, “iyi ya, ilaç sana kar kalır” der. Aynen bu fıkrada olduğu gibi, dava aleyhinize sonuçlanınca, masraflar ve manevi elem ve keder size kar kalıyor.

Benim yazımdan etkilenip hakkını yasal yollardan aramakta tereddüt edenlere her zaman ve koşulda yine de hakkınızı yasal yollardan arayın demek zorundayım.

Adaletten umudunuzu kesmeyin. Yanlış da yapılsa, adalet yanlışı bulacak ve düzeltecektir. Benim yazım bir arzu ve sitemdir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz. Daha fazla bilgi için Çerez Politikası