
Kamu Görevlileri Aleyhine Tazminat Davaları
Kamu görevlileri aleyhine açılacak tazminat davalarında, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu emsal karar verdi. Bu karar, kamu görevi kapsamına girmeyen suçları işleyen ve diğer çalışanlara mobbing yapan, cinsel tacizde bulunan kamu görevlilerinin yaptıklarının bedelini tazminat olarak ödeyeceklerini belirtmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı, bu konuda tam bir milat sayılabilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı
T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU ESAS NO: 2013/4-1575, KARAR NO: 2015/1102, KARAR TARİHİ: 27.03.2015. Dava, kamu görevlisinin yetkilerini kullanırken, kusuru sonucu kişiye zarar vermesinden kaynaklanmaktadır. Zarar görenin, kamu görevlisi aleyhine açtığı tazminat davasında, kamu görevlisinin hizmet kusurundan ayrılabilen kişisel kast ve kusurunun araştırılmasına gerek olup olmadığı tartışmalıdır.
Kamu kurumları, kamu hizmeti yaparlar. Ancak, kamu kurumları tüzel kişilik olduklarından ve bu kişilik maddi değil soyut bir kişilik olduğundan, kamu hizmetini bizzat yerine getiremezler. Kamu hizmeti, gerçek kişi konumunda olan kamu görevlileri ve bunların kullandıkları araç ve gereçlerle yerine getirilir. Bu nedenle, kamu görevlilerinin veya bunların kullandıkları araç ve gereçlerin kusur, ihmal ve hatalarından dolayı kişilerin zarar görmesi halinde meydana gelecek kusur, kamu kurumunun hizmet kusurunu oluşturur.
Hizmet Kusuru ve Kişisel Kusur
Hizmetten ayrılabilen kişisel kusur, kamu hizmeti ile ilgisi olmayan kamu görevlisinin özel hayatı ile tamamen özel tutum ve davranışlarından kaynaklanan bir kusurdur. Örneğin, sabahleyin aracı ile kamu hizmetini yapmak için çalıştığı hastaneye gelen doktorun, aracını park ederken kendisinden önce tedavi olmak için hastaneye gelmiş olan bir hastanın aracına çarpması, doktorun kamu hizmetiyle alakalı olmayan kişisel kusurudur.
Aynı doktorun, aracını park ettikten sonra görevi olan sağlık hizmeti ile ilgili yaptığı eylemlerde bir kusur olursa, bu kusur hizmet kusurudur. Bu durumda, kamu görevlisinin görevini yaparken kusurlu davranışta bulunmasının hizmet kusuru mu yoksa hizmetten ayrılabilen kişisel kusuru mu olacağının tespiti gerekmektedir.
Yasal Düzenlemeler
Bu konuda sağlıklı bir sonuca ulaşmak için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeleri incelememiz gerekir. Anayasa’nın 129/5 maddesinde; memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken (görevlerini yaparken) işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, rücu edilmek kaydıyla kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak ancak idare aleyhine dava açılabilir.
657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nın 13. maddesinde; kişiler kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açarlar. Borçlar Yasası’nın 41/1 maddesinde; gerek kasten gerek ihmal ve tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar veren şahıs, o zararın tazminine mecburdur.
Sonuç
Sonuç olarak, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kasıtlarından ve kusurlarından dolayı doğan tazminat davalarında, kamu görevlilerinin aleyhine değil, ancak kamu idaresi aleyhine dava açabileceğinin kabulü gerekir. Bu durumda, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler gereğince kamu görevlisi olan davalıya husumet yöneltilemez. Husumetin varlığı olgusu ise dava şartıdır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 115. maddesi gereğince de mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır ve dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir.
Örnek Olay
Davaya konu edilen olayda; Bandırma Devlet Hastanesinde hemşire olarak görev yapan davacı, aynı hastanede doktor olan davalının görevini yaparken kusurlu ve haksız eylemleri nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığını belirterek uğradığı manevi zararın ödetilmesini istemiştir. Bu durumda yerel mahkemece yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve açıklamalar gözetilerek, davalı hakkındaki davanın husumet yönünden reddine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle, işin esası yönünden inceleme yapılarak yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Bu konuda daha fazla bilgi için Acar Hakimlere Mobbingi Sordu, TBMM’de Kadın Suskunluğu ve İzmir Temsilciliğimizin Etkinliği yazılarına göz atabilirsiniz.
